Perşembe, Kasım 21, 2019
Destpêk » CIWAN » RESMİ İDEOLOJİNİN TEMEL KURUMU: ÜNİVERSİTE

RESMİ İDEOLOJİNİN TEMEL KURUMU: ÜNİVERSİTE

Üniversite; liseyi bitiren hemen hemen her gencin hayalini kurduğu, meslek edinme, geleceğini kazanma ve biraz da aileden uzakta kendi başına bir birey kimliğiyle yaşama fırsatı olarak görülen bir yerde duruyor. Gençliğin üniversiteye böylesi anlamlar yüklemesi kadar; doğal ve anlaşılır bir şey yoktur. Yazının amacı da ‘’üniversiteye gitmeyin’’ gibi bir önerme yapmak değil. Hayallerimizdeki üniversite ile gerçekte üniversitenin içeriğini anlamak, belki de hayallerimizi daha da güçlendirecektir. İçinde bulunduğumuz mekanı, koşullarını, temellerini kavrarsak; mekanla ilgili neyin hayalini kurmamız gerektiği konusunda daha iyi fikirler yürütebiliriz.

Yaşar Kazıcı / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Kapitalizmin, kendinden önceki özel mülkiyetçi sistemlerden temel farkı; ezilen kitleler üzerinde etkili bir ideolojik bombardıman yoluyla kitlelere özgürlük hissiyatı verebilmesi, sömürüyü çıplak olmaktan çıkararak üzerini örten mekanizmalar icat etmesi ve rıza üretebileceği çok yönlü alanlar geliştirmiş olmasıdır.

Resmî ideoloji sahipleri, gençliğin; toplumun geleceği için çok önemli olduğu, gençliği çok önemsedikleri konusunda üniversitenin konferans salonlarında, televizyon karşısında, açılışlarda bolca nutuklar çekerler. Her sınıf için gençlik; sınıfsal ihtiyaca göre farklı bir geleceği ifade eder. Sömürgeci kapitalist düzenin sahipleri; üniversite kurumlarında gençliği zehirleyebildiği oranda, onları kendi sisteminin bir parçası haline getirebildiği ölçüde toplum üzerinde kurdukları sömürü çarkının geleceğini kazanırlar. Bu yüzden sömürgeci düzen için gençliğin kendisi değil; sömürgeci düzene sağlayacağı fayda esastır. Sömürgeci düzen için bu mevcut ilişkiyle gençlik basit bir üretim aracından öte bir şey ifade etmez. Ezilen sınıfın siyasi hareketleri ise gençliğe baktığında içinde bulunduğu biyolojik çağın dinamikliğini; devrim mücadelesine doğru kanalize etmesi gerektiğini söyler. Gençliğin içinde bulunduğu sınıfsal gerçekliği görmeye, kendi geleceğini sınıfıyla birlikte tanımlaması gerektiğine, sömürgeci düzenin aldatmacalarına, süslü dünyalarına kanmaması gerektiğine çağrıda bulunur. Egemen sınıf gençliğin geleceğini karartmaya kendi geleceğini gençliğin sırtına basarak kurtarmaya çalışırken; ezilen sınıf kendi doğal bileşeni olan işçi, emekçi, yoksul gençliği kendiyle birlikte geleceğini kazanma noktasında yaklaşır.

Resmî ideoloji üzerine çokça yazıldı, bu kavramlaştırma siyasal kavramlar arasında kendine çokça yer buldu. Sömürgeci statükonun (yerleşik, sabit, değişime kapalı düzenin) varlığını koruduğunu da düşünürsek aşınmalar yaşansa da resmî ideoloji halen yürürlüktedir. Öyle ki mevcut resmî ideolojinin devamlılığı, kendini üretmesi, gerekçeler oluşturabilmesi noktasında üniversite kurumu; Türk devletinin kurulduğu günden bugüne laboratuar olarak inşa edilmiştir. Bu kurumun; müfredatının esas çerçevesi, bilim adına ürettiği akıldışı sosyal teoriler, düşünce özgürlüğü alanında baskıcı yönü, akademik çevresinin paralı memur karakterinde tutulması vb. daha birçok karakteristik özellikler; Türk devletinin üniversite kurumlarının sömürgeci-kapitalist ideolojinin üretim alanları olduğunu açık etmektedir.

Kürt Gençliği ve Üniversite

Ülkesi işgal edilmiş bir ulusun gençliği olarak, iradi tercihimizin dışında sömürgeci devletin eğitim kurumlarında okumak durumundayız. Sıralarında eğitim gördüğümüz okulların bize verdiği eğitimin niteliğini; ülkemizi işgal eden devletin Kürdistan’daki sömürgeci niteliği belirlemektedir. Kürdistan’da açılan üniversitelerin, Türkiye’ye okumaya giden Kürt gençlerinin, daha genel tanımla üniversiteye varana kadar gitmekte olduğumuz ana sınıfı, ilkokul, ortaokul, lise gibi eğitim kurumu olarak ifade edilen binaların asıl işlevi; Kürt çocuklarını Türkleştirmenin çeşitli metotlarını uygulamaktır. Örneğin; eğitimin içeriğini bir kenara bıraktık sadece anadilimizde eğitim alma hakkımızın engellenmesi dahi bu kurumların bizim beynimizi, ulusal-kültürel hafızamızı, dilimizi yok etme çabasında oynadıkları en etkili rolleri bize göstermektedir. Türkçeyi düzgün konuşamama, Türkçe dilbilgisinde yaşanılan eksiklikler, okulda Türkçe evde Kürtçe çatışması, Kürtçeye yabancılaşıp Türkçeyi öne çıkarma hissi vb. birçok nokta bizi kendi ulusumuz, dilimiz, kültürümüzle karşı karşıya getirmektedir. Bir süre sonra kendi dilini konuşmaktan utanan, çekinen veya sömürgesine özenen kişilikler; sömürgeci eğitim kurumlarının kişiliğimizde açtığı derin yaralar sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Sömürgeciliğin Kürdistan’ı bilinçli bir şekilde ‘geri bırakma’ politikasının sonucunda uzun zamandır Kürt gençliği üniversite tercihlerini daha çok Türkiye’nin metropollerine yönelik yapmaktadır. Özellikle de yoksul aile çocukları, Kürdistan’ın siyasi-ekonomik-sosyal koşullarının da etkisiyle yaşadığı baskı ortamından bir parçada olsa uzaklaşabilmenin, bu kaotik coğrafya içerisinde geleceğini nasıl kazanabileceğini düşünmenin stresiyle; bu sıkışmışlıktan kurtulmanın yolunu arıyor. Eski dönemlerde devrimci-yurtsever-demokrat hareketin de güçlü olduğu hesaba katıldığında Türkiye’nin üniversitelerinde okumak; bir parçada olsa özgürleştirici, koşulları görece daha iyi olan bir durum yaratırken; şimdi ise baskı döneminin iyiden iyiye AKP’yle özdeşleştiği süreçte Türkiye’de umduğunu bulamayan, bu sefer tamamen Avrupa’ya kendini atabilme hayalleri kuran azımsanamayacak bir gençlik kesimi türemektedir.

Üniversitenin Kürt gençliği üzerinde baskıcı ve asimilasyoncu etkisi dil ile başlayıp eğitim müfredatının içeriğine doğru genişlemektedir. Fakülte ve bölümlerde; sömürgeci rejimin tarih, hukuk, felsefe, siyaset, dış politika, uluslararası ilişkiler vb. alanlardaki temel tezleri doğrulanarak, hiçbir sorgulamaya yer vermeksizin Kürt gençliğine empoze edilmektedir. Buna itiraz eden, gerçekle örtüşmediğini, bilim alanı olması gereken üniversitenin palavralar ürettiğini söyleyen gençler olduğunda; üniversitenin siyasi amirleri çeşitli soruşturmalarla, ithamlarla hatta mahkemelerle itirazları karşılamaktadır. Kurulu düzenin hiçbir tezine üniversitede sorgulama hakkı verilmemektedir. Örneğin, tarih bölümünde Kürdistan’ın tarihine dair, edebiyat bölümünde dengbejlere dair hiçbir bilgi Kürt gençlerine öğretilmez, hukuk fakültesinde Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etme hakkının en demokratik hak olduğunu öğrenemezsiniz, gazetecilik okuyorsanız Kürt medyasının yıllardır başına gelenlerden, siyaset bilimi okuyorsanız Kürt\Kürdistan siyasetinin ideolojik tezlerinden bahsedemezsiniz. Örnekler daha da çoğaltılabilir. Bütün bu yasaklamaların sömürgeci düzen için bir mantığı ve bir amacı vardır. İş olsun diye; kör inatla bu yasaklamalar veya empoze edilen tezler oluşturulmuyor.

Kürt ulusunun geleceği; mevcut Kürt gençliğinin sömürgeciliğin karşısında nasıl bir eğilim göstereceğine göre değişecektir. Asimilasyona cevap mı verecek yoksa bu inkarcı politikalara tepki duyup ulusal kimliğine bağlılığı daha mı kuvvetlenecek? Sömürgeciliğin esas derdi bu soruyu kendi lehine cevaplatmaktır. Kürt gençliğini her açıdan Türkleşme politikasına entegre edip kendisi için zararsız bir vatandaş haline getirebilmektir. Yatılı Bölge Okullarının ortaya çıktığı tarihten bu yana asimilasyoncu\ entegrasyoncu bu amacı güncelleyip farklı metotlarla önümüze getiriyorlar.

Sınıflar İlişkisi ve Üniversite

Kürt gençliğinin ezici bir çoğunluğunun yoksul aile çocuklarından oluştuğu sosyolojik bir gerçekliktir. Sömürge olmaya dahi layık görülmeyen ülkemizin bütün kaynakları bizim irademiz dışında kontrol edilmekte, bizim payımıza ise yoksulluk, sefalet içinde yaşam düşmektedir. Bu gerçekliğin yaşamda ifadesi olarak istisnasız birçok Kürt genci aynı anda hem okumak hem de çalışmak zorunda kalmaktadır. Öyle ki okumaya gidip de çalıştığı inşaattan düşüp yaşamını yitiren tıp öğrencisi haberlerini dahi basında bulabilmek mümkündür. Kürt gencinin bir yandan ulusal kimliğine olan aidiyetini asimile etmeye çalışan Türk devleti; diğer yandan da sömürücü bir sınıfın devleti olmasından dolayı Kürt gençliğine büyülü dünyalar sunarak, kapitalist düzenin insanı olma yolunda ayartmaya çalışır. Ulusal yabancılaşmaya ek olarak; içinden çıktığı yoksul toplumun değerleriyle ilişkisi kesilen sınıfsal yabancılaşma da kendini açığa vurur. Her okul sezonu kapitalizmin propagandatif alanlarına dönüşen ders saatlerinde; köşeyi dönme, kendini kurtarma, kariyer yapma, düzene kapaklanma hayalleriyle yanıp tutuşan bir eğilim baş gösterir. Toprağıyla bağı kesilen Kürt gencinin eş zamanlı olarak içinden çıktığı sınıfla da bu ideolojik bombardımanın sonucunda bağı kesilmeye çalışılır.

Resmî ideolojinin, sınıflar boyutunda üniversiteler aracılığıyla yeniden üretimi; kapitalizmin propagandasında, sorgulanamaz oluşunda, sonsuza dek var olabilecek ekonomik-siyasi sistem olduğunu kabul ettirme uğraşlarında kendini bulur. Üniversite sorgulamaların, aklın, bilimin alanı olarak kabul edilse de kapitalizmin kendisi ve yarattığı sistem sorgulama dışıdır. Veya toplumun en entelektüel birikiminin toplandığı yer olarak ifade edilen üniversite toplumsal sorunların çözümünde kapitalizm tarafından devre dışı bırakılır. Bu devre dışı bırakma işleminde yalnızca fiziki araçlar, mekânın sistematize edilişinin de ötesinde yaratılan öğrenci, akademisyen, öğretim görevlisi tipolojisi de en az baskı araçları kadar belirleyici olur. Ulusal alanda Türklüğün esaslarını öne çıkaran üniversiteler sınıfsal alanda da kapitalizmin esaslarını öne çıkarır. Üniversitenin paralı olması, kitap-kırtasiye masrafları, barınma, ulaşım, kampüslerin şirketlerce talan edilmesi, projelerin piyasanın ihtiyaçlarına göre kabul edilmesi, mezun olacakların yedek iş gücü kotasında tutulması gibi baskılayıcı ekonomik koşullarda eğitim gören genç kesim bu baskılanmanın dışa vurumunda; yoksulluk koşullarının tam zıttı olarak zenginlik (bunu iyi bir maaş edinebilme, garanti bir iş şeklinde de okuyabilirsiniz) koşullarına erişebilme noktasına doğru savrulur. Düzenin istediği de propagandasını başarılı kılmayı amaçladığı ana nokta da burasıdır. ”Yoksul musun? O halde neden zengin olmayasın? Parola: Kendini düşün, başkalarını düşünme!” Sürüye saldıran aslandan kaçışı andıran kendini kurtarma çabasının tozu dumanı arasında; çoğunlukta olan yoksulluğun ortadan kaldırılması gerektiği, bunun nedeninin ise içerisinde okuduğumuz üniversiteleri de yaratan kapitalizmin olduğu sonucu zihinlerde meydana gelmesi gerekirken bunu engelleyen rasyonalize edilmiş bariyerler yine bizzat kapitalizmin resmi ideolojisi tarafından oluşturulur.

Sonuç

Resmî ideoloji Kürt gençliği açısından; ne ulusal olarak ne de sınıfsal olarak kabul edip benimseyebileceği bir ideoloji değildir. Aksine bu ideolojilerle mücadele edip kendi ulusal özgürlüğümüzle birlikte sınıfsal özgürlüğümüze doğru giden yolda zihnimizi netleştirmemiz gerekir. Girilen her resmî kurum gibi üniversitenin de devlete bağlı resmî kurum olduğu, kurumların ise devletin kapitalist ve sömürgeci karakteriyle, ideolojisiyle donatıldığı asla unutulmamalıdır. Girişte de yazdığım gibi kapitalizm yalnızca zor güçlerle kendini ayakta tutmaz, sopaya ihtiyaç duyduğu gibi toplumsal rızaya da ihtiyacı vardır. Rızanın üretiminde üniversiteler sistematik olarak bu işlevi yerine getirdiler, halen de düzen var oldukça kuruluş amaçlarının gereği olarak yerine getirmekle mükelleftir.

Peki, bu anlattıklarıma rağmen üniversiteye gidilebilir mi? Veya bu anlattıklarımdan üniversiteye gitmeyelim sonucu çıkar mı? Hayır, elbette üniversiteye gidilir ancak ulusal ve sınıfsal bilincimizi korumak, bize karşı yönelen alanları düşmana karşı kullanmak şartıyla!

Nasıl ki fabrikaların sahibi patronlar olduğu için bilinçli işçiler fabrikaya gitmekten geri durmayacaksa; üniversiteler devletin olsa da ulusal-sınıfsal bilince sahip öğrenciler üniversiteye gitmekten geri durmayacak, nasıl ki bilinçli işçiler diğer işçileri fabrikalarda, üretim alanlarında örgütleyecekse aynı şekilde bilinçli öğrenciler de diğer öğrencileri üniversitelerin kampüsünde, fakültelerinde, sıralarında devrimci amaçlar doğrultusunda örgütleyecekler. Resmi ideolojiyle mekan savaşımız; ulusal-sınıfsal savaşımdan ayrı görülmemelidir.

Sosyalist Mezopotamya / Mayıs / Sayı: 5

Tüm sayıların PDF formatları aşağıda

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 1 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 2 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 3 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 4 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 5 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Hakkında Yaşar KAZICI

Bu habere de bakabilirsiniz.

ENCAMA DANEZANA KONFERANSA HEWLÊRÊ YA KOMUNÎSTAN!

Encama konferansa 9ê Sermawezêên partîyên komunîst û sosyalîtên ji çar parçeyên Kurdistanê da! (Kürdistan’ın dört …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir