Destpêk » ÇAND HUNER » KATLEDİLİŞİNİN 72. YILDÖNÜMÜNDE SABAHATTİN ALİ!

KATLEDİLİŞİNİN 72. YILDÖNÜMÜNDE SABAHATTİN ALİ!

1960’lı yıllarda lisede okurken ilk kez Sabahattin Ali’nin “Sırça Köşk”ü yapıtıyla tanıştım. O günden bu yana O’nun okuduğum bu yapıtını hiç unutamadım. Sonraları diğer yapıtlarını tümden okuduğumu anımsıyorum. Öldürülmesi olayı ise başlı başına devletin işlediği trajik bir senaryodan başka bir şey değildi.

Abuzer Bali Han / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

KATLEDİLİŞİNİN 72. YILDÖNÜMÜNDE SABAHATTİN ALİ!

(1907-1948)

Hazin bir öyküdür Sabahattin Ali’nin öldürülmesi,

Öldürülen devrimcinin yoktur suçunun gerekçesi!..

1960’lı yıllarda lisede okurken ilk kez Sabahattin Ali’nin “Sırça Köşk”ü yapıtıyla tanıştım. O günden bu yana O’nun okuduğum bu yapıtını hiç unutamadım. Sonraları diğer yapıtlarını tümden okuduğumu anımsıyorum. Öldürülmesi olayı ise başlı başına devletin işlediği trajik bir senaryodan başka bir şey değildi.

Sözde devrimci olarak kendini gören cumhuriyet hükümetleri, zaman zaman gerçek devrimcileri gözlerini hiç kırpmadan katletmişlerdir. Örnek mi istersiniz? Onlarca, yüzlercesini saymak mümkündür. Fakat bu örneklerden biri Mustafa Suphi ve 15 Yoldaşı’nın Karadeniz’de katledilmesi olayıdır. Türkiye Komünist Partisi kurucusu ve başkanı Mustafa Suphi ile 15 yoldaşının 28 Ocak 1921’de Trabzon açıklarında boğularak öldürülmesi Türkiye Cumhuriyeti siyasal tarihinin en vahşi cinayetlerinden biridir. Devlet, Mustafa Suphi ve 15 yoldaşının önce denize açılmasına göz yumar daha sonra onları top ateşine tutarak tümünü katleder.

Amerika ve bölgenin işbirlikçileri 1960’lı yıllardan günümüze kadar “Yeşil Kuşak Projesi” adı altında binlerce Türkiyeli emekçi ve dostlarının kanına girerek, vahşi katliamlarını hep sürdüre geldiler! GerçiSabahattin Ali’nin öldürülmesi veya katledilişi bu projeden önce işlenmiş olsa da o tarihten günümüze kadar egemen güçler hep karanlık yöntemlerle halktan yana mücadele edenleri bu anlatacağım Sabahattin Ali’nin öldürülmesi olayına benzeterek, olay dosyalarını faili meçhul olarak hep tozlu raflara kaldırmışlar!..  

Tam da Sabahattin Ali’nin 72. Ölüm yıldönümüne denk gelen günlerde Osman Balcıgil’in “Bir Sabahattin Ali’nin Romanı-Yeşil Mürekkep-”i okurken Sabahattin Ali hakkında bilmediğim tüm karanlık noktaları da öğrenmiş oldum. O’nun öldürülüşünün üzerinden yıllar geçse de olay sanki dün olmuş gibi, beni çok etkiledi. Gerçi her gün olan olaylar yurtseverleri etkilemektedir! Örneğin: Grup Yorum üyelerinin ölüm orucunda hayatını kaybeden ya da kaybedecek olanlar güneşe gömülseler de onların ardından üzülmemek mümkün müdür?

Sabahattin Ali, kırk yaşına gelinceye kadar yazdıklarından dolayı Aydın, Konya, Sinop, Sultan Ahmet, Üsküdar Paşakapısı Hapishanesi’nde güzel günlerini tutsak olarak ömrünü tüketti. Her çıkışında bir süre sonra tekrar yakalanarak defalarca ifadesi alındı, tutsak yapıldı ve sonra tekrar bırakıldı. Kendisine hiç nefes aldırılmadı. Gençliğinde bir süre öğrenim için Almanya’da bulunmuş ise de o dönemde egemen olan Hitler faşizmi ile yaptığı bir mücadele dolaysıyla bursu kesilerek Türkiye’ye iade edilmişti. O dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in yakın dostluk ve dayanışmasını gördüğü halde, O’nun yardım ve desteği dahi Sabahattin Ali’yi rahat ettirememişti. Öğretmen olarak çalıştığı işten de atılınca, bir süre kamyon satın alarak nakliyatçılığa başlar. Nakliyatçılık deyip geçmeyin! Her işin bir zor tarafı vardır! Sabahattin Ali bu yeni başladığı işten de bir şey anlamaz! Hayatı hep maddi sıkıntılar içinde geçer. Sabahattin Ali’nin yurtdışına çıkmaktan başka bir çaresi kalmaz…

O’nun son hapse alınması, bana kalırsa bu hapis cezası O’nu ortadan kaldırmanın bir planı olsa gerek. Gerçi bu plan ile ilgili herhangi bir yazılı belge yok. Zira Sabahattin Ali’nin hapse alınması ve kalacağı odada kendisinden önce iki sözde mahkumun bulundurulması polisiye bir senaryo gibi geldi bana! O’nun koğuş arkadaşlarından biri olan Hasan Tural’ın mesleği berberlikti. Oda arkadaşı olan diğer mahkum ise güya ordudan atılmış ve mesleği başçavuş olan Ali Ertekin adlı bir eski askerdi. Hasan Tural, Bulgar göçmeni olan biriydi. Bir defasında komünizm propagandasını yaparken, bir defasında da kardeşini kaçak yoldan Bulgar sınırından geçirmek isterken yakalanmış ve hapse atılmıştı. O’nun için anlatılanlar o dönemde bu bilgilerlerden ibaretti. Fakat başçavuş olan Ali Ertekin, O daha hapiste iken de görevli olan biri olduğu, sonra yaptığı işlerle ortaya çıktığı görülmüştü. Bana kalırsa Hasan Tural da O’na yardım eden biri. Her ikisi de bence görevliydiler. Sabahattin Ali daha üç kişilik hücre odasına alınmadan, kendisinden önce her iki görevliye mahkum süsü verilerek oraya yerleştirilmişler! Sabahattin Ali açık fikirli biri olduğu için o dönemde illegaliteye yatkın biri değilmiş. İkide bir yakalanarak işkencelerden geçirildiği için parti dışı tutulan bir devrimci olarak o dönemde ad yapmış! O dönemin tüm sosyalistlerini yakinen tanımış ve onlarla dostluklar kurmuş!..

Hapiste O’nu çözmek için istihbarat bir tezgah kurmuş, O’ndan daha fazla alacakları bir bilgi elde edilmeyince, Sabahattin Ali ile birlikte diğer iki mahkumu da aynı dönemlerde salıverirler. İşte bu salıverme ve hapiste iken yurtdışına çıkarma planı ile de Sabahattin Ali’nin ölüm fermanı da verilmiş olur!..

Sabahattin Ali önce berberi ve berber yoluyla da kendisini yurtdışına çıkaracak olan başçavuşa ulaşır. Yapılan plan doğrultusunda önce Sabahattin Ali ve sonra da Sabahattin Ali’nin vereceği diğer yurtdışına çıkacak olan komünistlerin adları tespit edilecekti. Sonrası da Sabahattin Ali’nin başına gelecek olan olayın onların da başlarına getirilecekti! Yani kısacası komünistlerin tümünün imhası gündeme taşınacaktı. Aslında Sabahattin Ali’nin dışında çıkacak olan kimse de yokmuş. Sabahattin Ali kendini yurtdışına atmak için böyle bir yol denemişti. O’nun denediği yol, ne yazık ki sadece kendi başını yedirmeye sebep oldu.

Sabahattin Ali öldürülmeden önce Sabahattin Ali adına yazılan mektup O’na yazdırtılarak yerine ulaştırıldı. Mektupta artık yurtdışına çıktığı belirtilmekteydi. Sonra günlerce o güzelim insana akla, hayale gelmeyen işkencelerle ifadesini alan istihbaratçıların elinde tutularak kalıyor! Sonra da istihbaratçılar Sabahattin Ali’yi yakaladıkları yere götürerek, O’nu kendilerine orda teslim eden başçavuş Ali Ertekin’e tekrar vererek: “Gel yaptığın işi sen kendin bitir!” derler. Zaten günlerce işkencede ifadesi alınan Sabahattin Ali’nin dayanacak bir takati de kalmamıştı. Ormanda geçen olay ve Ali Ertekin ormandan aldığı koca bir sırıkla bir defa kafasına vurunca Sabahattin Ali yere cansız olarak yığılır. Hemen orada toprak kazılarak Sabahattin Ali gömülür! Aradan yıllar geçer. Mezar ormana dönüşür! Yeri, yurdu kaybolur!..

Sabahattin Ali ise geride bıraktığı yapıtlarıyla halen halk arasında yaşar! Adı her geçen gün daha da büyüyerek Anadolu’nun yetiştirdiği unutulmayan simalar arasına katılır!.. 

Basılan yapıtları arasında: 

  • Şiir: 
  • Dağlar ve Rüzgâr (1933)
  • Kurbağaların Serenadı (1937)
  • Bütün Şiirleri (Leylim Ley ve Aldırma Gönül şiirleri bestelenmiştir)
  • Roman: 
  • Kuyucaklı Yusuf (1937)
  • İçimizdeki Şeytan (1940)
  • Kürk Mantolu Madonna (1943)
  • Öykü: 
  • Değirmen (1935)
  • Kağnı (1936)
  • Ses (1937)
  • Yeni Dünya (1943)
  • Sırça Köşk (1947)
  • Oyun: Esirler gibi yapıtlarıyla büyük sosyalist yazarlar arasında yer alır. Hem yaşadığı dönemde, hem de günümüzde Nazım Hikmet ile yoldaş olur!..

2 Nisan 2020   

Hakkında Abuzer Bali HAN

Abuzer Bali HAN

Bu habere de bakabilirsiniz.

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

 “68 ruhu bağımsızlıktır,”[9] saptamalarını aşan enternasyonalist ihtilalciliğiyle resmi ideolojinin de korkulu rüyası olan O; “İçinde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir