Pazar, Şubat 23, 2020
Destpêk » GIŞTÎ » DBB BAŞKANI SELÇUK MIZRAKLI: HUKUKSUZLUK KARŞISINDA ELİMİZDEKİ YEGANE GÜÇ KARARLI TUTUMUMUZ OLACAK!

DBB BAŞKANI SELÇUK MIZRAKLI: HUKUKSUZLUK KARŞISINDA ELİMİZDEKİ YEGANE GÜÇ KARARLI TUTUMUMUZ OLACAK!

İçişleri bakanlığının kararıyla görevden alınan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı ile kayyımlar üzerine bir söyleşi yaptık. KKP TV’nin eylem alanında yaptığı bu video röportajın çözümünü dergimizde yayınlamak istedik. İlgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz.

Röportaj: Yaşar Kazıcı

19 Ağustos tarihinde Kürdistan’ın üç büyükşehrine kayyım atandı. 2016 Kasım’ından sonra 31 Mart 2019 seçimlerinde halk kayyımları göndermişti ancak çok geçmeden 2. kez kayyım atamalarıyla karşılaştık. Sizce bu kayyım atamalarının hedefi ne? AKP bu politikalarla neyi hedefliyor?

Nasıl bir iklimde seçime gidildi? Hakikaten adil, demokratik, hukukun özellikle herkese eşit bir mesafede durduğu demokratik bir seçim ortamı yoktu. Seçmen kütüklerinden tutunda seçmen kaydırmalarına kadar bir sürü yolsuzluğun ayyuka çıktığı bir dönemde 31 Mart seçimlerine gittik. 31 Mart’ın hemen ertesinde neyi gördük? Özellikle HDP’ye yönelik olarak Kanun Hükmünde Kararnameler ile sadece işlerinden edilmekle, cezaevlerine konulmakla yetmemiş gibi seçilme hakkının da gaspını gördük. Hatırlanacağı üzere beş büyük ilçede birinci sıradaki oldukça yüksek oy oranlarıyla kazanılmış olan ilçelerde ikinci sıradaki AKP adaylarına mazbataların verildiğine tanık olduk. Belediye meclislerinde hakeza birçok arkadaşımızın mazbatasının verilmediğine tanık olduk. Şimdi esasında başka hazırlık yaptıklarını görüyoruz. Yani aslında 19 Ağustos’ta ortaya çıkan belgeler 1 Nisan günü esasında bu operasyonun bir başka halkasının daha olduğunu, sadece oralardaki mazbataları vermemek değil aynı durumu bu üç büyükşehir için de planlandığını gösteren bir belgedir. Türkiye kamuoyu bunu sakın gözden kaçırmamalıdır. Dolayısıyla bunları üst üste koyduğumuz zaman Türkiye’deki anayasal cumhuriyet, anayasa değerleri ve sandık iradesinin nasıl peşinen gasp edilme bunun yetmediği yerde adeta bir siyasi darbe marifetiyle üç büyük şehre dönük gerçekleştirilen tutumu gördük. Bütün bunlar bize bir kez daha hatırlatmalıdır; eğer bir ülkede yurttaş hukuku yani anayasal hukuk, demokratik irade, hukukun bu konuda dengeleyici olma, ayarlayıcı olma, denetleyici olma kapasitesi ortadan kalkarsa ortaya böyle hem hukuk dışı hem de anti-demokratik uygulamalar çıkar. Ama bu coğrafya özellikle de Kürt coğrafyası olduğu zaman Kürdün demokratik iradesine bile hiçbir şekilde tahammül göstermeyen, onun herhangi bir hayat alanında özellikle yerel yönetimler başta olmak üzere iradesini tesis edebileceği, yarınına ilişkin adımlar atabileceği bütün kurumsal değerlere ve yaşama biçimlerine kapıyı kapattığını gösteren bir yanı vardır ki bu da işin bir başka vurucu yanıdır. Özellikle partimizin ve ittifak politikamızın ortaya koyduğu nesnel bir tutum vardı. Bu ülkede hep birlikte yarını kucaklamak durumundayız, bu ülke halklarının geleceği ortaktır, kader ortağıdırlar. Bu çerçevedeki yaklaşımlara bakıldığı zaman hakikaten eski deyimle ‘’bölücü’’ bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Bu ülkede kimlerin bölücü kimlerin birleştirici olduğunu bir kez daha ortaya seren bir durum oldu. Ama bu halk geçmişte de olduğu gibi bu tür hukuksuzluklar bu tür anti-demokratik uygulamalar olduğunda böyle yurttaş iradesine dönük el koyma girişimleri olduğu zaman nasıl direndiyse nasıl kazandıysa şimdi de kazanacak.

Günlerdir direniş var bu alanda, sürmekte olan direniş AKP’ye geri adım attırabilir mi sizce?

Şimdi bu işin temel bir kuralı var. Etki-tepki, aksiyon-reaksiyon… Yani şüphesiz ki bu adımları atanlar; buna ilişkin bir tepkinin gelişeceğini, bir reaksiyonun gelişeceğini öngörmüşlerdir. Öngörürken de belediyelerimizin çevresinde gördüğünüz gibi adeta polis ordusu yığarak kendince bir hazırlık yapmıştır. Ama toplumun kolektif sağduyusu, kolektif sabrı, kararlılığı, inancı, inadı öyle bir biçim koydu ki AKP’nin hem toplumun bu konuda rıza göstermeyen tutumu, beraberinde siyasetin geniş çevresinden özellikle muhalefet çevrelerinden gelen rıza göstermeyen tutum, bunun karşısında duran tutum, AKP’yi zorluyor şu anda. Mızrak çuvala girmiyor, dolayısıyla dikkat ederseniz bu meşruiyet krizini de korkunç bir yalan ve iftira kampanyasıyla, her zaman alışageldiğimiz modeller, biçimler üzerinden de tesis etmeye çalışıyor. Ama şunu açık ve net bir şekilde ifade etmek gerekir; eğer bir halk kazanımlarını güçlü bir şekilde savunmadığı takdirde, korumadığı takdirde bu tür haklar çok kolay kaybedilebilir haklara dönüşür. Yani hukuk tanımayan bir aygıtın karşısında normalde bu halkın hukukunu sağlamak, adaletini tesis etmek hukukun görevidir. Ama hukukun da iğdiş edildiğini çok net gözlediğimiz, hukuka olan güvenin düştüğü bir ortamda ve AKP-MHP ittifakının da özellikle anayasa tanımaz tutumlara girdiği çok açıkken burada yegane elimizdeki güç halkların bu konudaki iradi tutumu, kararlı tutumu ve vazgeçmeyen tutumu olacaktır. Bu böyle yaşanacak olursa bir daha kaybedilmez olur. Yani dolayısıyla idarenin bir daha böyle kolayca el koymaya cesaret edemeyeceği güçlü bir direncin, güçlü bir itirazın gelişmesi gerekiyor.

Son olarak siyasete, Kürdistan’a, Türkiye’ye ve tüm dünyaya çağrınız nedir?

Çağrımız barışadır. Barış dediğimiz, demokrasinin, hukuk rejiminin bir bütün olarak bireylerin ve toplumların kendilerini iyi hissedebildikleri, yarına ilişkin umutların çoğaldığı, toplumun kendini yeniden kurgulama, daha ileriye sıçrama kapasitesinin güçlü olduğu iklimin adıdır barış. Bu anlamda toplumda güçlü bir barış iradesinin biriktiğini görüyoruz. Çünkü Türkiye’nin iç ve dış koşullarına baktığımız zaman barışın sağlanacağı koşullarda, toplumun kutuplaştırıcı tüm bu kendisini hantallaştıran kutuplaşmalardan kurtulduğu buluşmayı çoğalttı. Beraberinde savaş ve çatışma siyasetinin yerini barış ve uzlaşma biçimlerinin yerini aldığı barış iklimi Türkiye’nin içine girdiği bu krizler sisteminden çıkışının yegane anahtarıdır. Kendi emekçisiyle, kadınıyla, Kürdüyle barışan bir anlayışın krizlerden çıkabilme kapasitesi olacaktır. Barış dediğimiz; eşit, adil, demokratik, insanca ortak gelecek, ortak yaşam arzusu olanların beraber varacağı bir müzakere süreciyle yaşanabilir durumdur. Bunların kapısını aralamak gerekiyor. Her zaman en ufak bir ışık görseniz bile ateş böcekleri gibi o ışığa, barışın ışığına yönelmek gerekiyor.

Değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

Sosyalist Mezopotamya / Eylül 2019 / Sayı: 6

Tüm sayıların PDF formatları aşağıda

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 1 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 2 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 3 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 4 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 5 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 6 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Hakkında Rojnameya Newroz

Rojnameya Newroz
Rojnameya Newroz

Bu habere de bakabilirsiniz.

İDLİB, ERTELENEN KRİZ ELLERİNDE PATLADI

İdlib’te yaşanan çatışma bir yıldan beri gündemde olup davul zurna çalarak “geliyorum” diyordu ve geldi. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir