Perşembe, Temmuz 18, 2019
Destpêk » GIŞTÎ » BÖLGEMİZDE DEVRİMCİ SİYASETİN TARİHSEL GÖREVİ!

BÖLGEMİZDE DEVRİMCİ SİYASETİN TARİHSEL GÖREVİ!

Kürt ve Kürdistan sorunu bölgemizde ve hatta dünyada devrimciler, sosyalistler, aydınlar ve demokratlar açısından ciddi bir sınav ve denenme niteliği taşımaktadır. Yüzyıllar öncesinden egemenlerin, emperyalistlerin ve sömürgecilerin kendi çıkar ve menfaatleri için masa başında bölüp parçaladıkları Kürdistan coğrafyası ve Kürt halkı, 21. yüzyılda dahi eşi ve benzeri görülmemiş trajedi, sömürü, inkâr, imha, asimilasyon, dışlama ve ötekileştirme yaşamaktadır. Egemen zihniyet, yani kapitalistler, emperyalistler, sağ görüşlüler, sömürgeci devletler vb için normal karşılanacak olan bu durum, farklı anlamlarda, yaklaşımlarla ve savunular ile genel anlamda solun da sakat ve negatif bakış açısı, var olan bu sorunu daha da karmaşık, ilgisiz ve çarpık bir şekle sokmaktadır.

Hurşit KAŞIKKIRMAZ / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Genel geçer bir doğru: Eğer sizin ideolojik, teorik ve politik yaklaşımınız, savununuz ve örgütlülüğünüz somut duruma uymuyor ise veya zorlama bir yöntem ile bunda diretiyor iseniz nicel olarak ne kadar güçlü olursanız olun sonuç almada veya sonuca varmada illa ki tökezlersiniz. Tersinden; nicel olarak yani kitlesel manada güçlü iseniz ve bu güce güvenerek çağa, döneme, bölgeye ve ülkeye göre objektif tahliller içeren ideolojik, teorik ve politik bir hatta sahip değilseniz kitleselliğiniz ve nicel olarak güçlü olmanız başarılı olduğunuz anlamına gelmez. Toplum biliminde ister burjuva ister Marksist olsun teori pratiğe uymuyor ise veya pratik teoriye ters ise başarı şansınız ya yoktur veya çok azdır. Ama bunların herhangi birinde diretmeniz, zorlamanız halinde diyalektik tarih akışı zorunlu olarak sizi, kendi ideolojiniz ekseninde doğru veya doğruya yakın bir zemine zorlar, oturtur. Yani kendi öngörünüzden ve sağlıklı, somut yaklaşımınızdan ziyade yaşamın acımasız gerçekliği ya sizi dışlar veya sizi zorunlu olarak doğru hatta girmeye yöneltir. Fakat bütün bunlar yaşanırken ciddi anlamda bir zaman kaybına uğrayarak öngörüsüz ve yanlış tahlil ve tespitlerinizin cezasını çekersiniz.

Başta şunu belirtmem gerekiyor kanısındayım. Gelinen aşamada Kürt ve Kürdistan sorunu, komünistlerin, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların, aydınların vb etki alanından çıkarak daha çok kapitalistlerin, emperyalistlerin, sömürgecilerin üzerinde etkin bir şekilde politika yaptıkları ve çözüm aradıkları bir mesele haline geldi. Yılların zorlu mücadelesi ve uğruna yüz binlerin şehit olduğu, olmaya devam ettiği bu mücadelenin ortaya çıkarttığı değerler ve yetiştirdiği meyveyi bu gün emperyalistler, kapitalistler ve sömürgeciler, yani ulusal ve uluslararası burjuvazi kapıyor, kapmaya çalışıyor. Tarih boşluk tanımaz. Boş alan birileri tarafından doldurulur. Bu gün Kürdistan’daki boşluğu, fırsat ve imkanları uluslararası burjuvazi dolduruyor, doldurmaya çalışıyor. Yüzyıllar öncesinden kendilerinin var ettikleri, sebep oldukları Kürt ve Kürdistan sorunu gelinen aşamada, 21. yüzyılda kapitalizm için ciddi ve büyük bir pazar ve stratejik önemi güçlü bir coğrafya olarak tarih sahnesine çıktı.

Uluslararası kapitalizm ve emperyalistler büyük düşünüyorlar. Kürt ve Kürdistan sorununu bölgede büyük ve önemli bir pazara dönüştürmeye başladılar bile. Bu durum karşısında bölge devrimci hareketleri ve Kürtlerin kendileri ne durumda? Her iki kesimde de ön görüsüzlük, sağlıklı tahlil ve tespitlerden mahrum, biçare ve çaresizlik had safhada. Öncelikli olarak bu çağda ulusal ve uluslararası durum ve konjonktür somut ve bilimsel bir şekilde yeniden tahlil ve tespit edilmeden bu tür meselelerde kapitalizm ve emperyalizmin oynadığı rol anlaşılamaz. Günümüzde emperyalizm ve kapitalizmin Kürt ve Kürdistan sorunu gibi konulara bakışı, yaklaşımı ve çözümü geçen yüzyıldaki benzeri olmadığı için devrimci hareketler ve Kürtler anlamakta zorluk çekiyorlar. Çekiyorlar çünkü onlar hala eski mantık, mantalite ve politikalar ile konuya yaklaşıyorlar.

Geçen yüzyılda birinci dünya (paylaşım) savaşı 1914 yılında başlar ve 1918 yılında biter. Bu süre içerisinde emperyalistler dünyayı kendi aralarında paylaşırlarken, 1917 yılında Rus-Sovyet Sosyalist Devrimi Lenin ve Bolşevikler önderliğinde gerçekleşti. Lenin’in Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı ilkeleri herkes tarafından bilinir. Ve bu ilkelerden hareketle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği SSCB’de onlarca ulus ve onlarca etnik halk ilk kez kendi ulusal demokratik haklarına sahip olurlar. Ve bu durum o zamanın dünyasında büyük bir yankı yapar. Emperyalistler bile bu durumdan etkilenirler. Savaş sonrasında dünyaya yeni bir nizam getirecek ve düzen sağlayacak olan ABD, Sovyet Devrimi’nden ve Lenin’in ulusal sorun konusundaki yaklaşımından etkilenir. Dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson, kendi adını taşıyan ve 14 maddeden oluşan Wilson Prensiplerini ABD Kongresinde açıklar. Prensipler içerisinde dönemin sömürge ve sömürgeci ülkelerini kapsayan bir madde de bulunuyor. 5. madde şöyle diyor: “Sömürgelerin bütün talepleri serbest, açık görüşlü ve tümüyle tarafsız bir yaklaşımla ele alınmalı, bu tür egemenlik sorunlarının çözümünde ilgili halkların çıkarlarıyla egemenliği tartışılan devletin adil taleplerinin eşit ağırlık taşıması ilkesine kesinlikle uyulmalıdır”. Ayrıca bu ilkeleri değerlendiren yazıların altında, “Wilson İlkeleri’nin aynı zamanda Lenin tarafından yazılan Barış Kararnamesi‘ne de bir cevap olduğu belirtilmektedir”. Dikkat edin Wilson Prensipleri 1918 yılında açıklanıyor, yazılıyor ve dünya kamuoyuna deklare ediliyor. Ve bu prensipler, öncelikli olarak Avrupa, Asya ve Amerika kıtalarındaki sömürgeci devletler ile dünyanın her tarafındaki sömürge statüsünde olan ulusların sorunlarının çözümüne işaret ediyor. Kürdistan ise ilkin 1639’da Osmanlı ve Fars imparatorlukları arasında ikiye bölünüyor. İkinci sefer ise 1923’te Lozan’da, yani Wilson prensipleri açıklandıktan beş yıl sonra uluslararası bir anlaşma ile dörde bölünüyor. O dönemde egemenliğini, değerini, gücünü kaybeden, küçülen ve yıkıma doğru giden Osmanlı İmparatorluğu için Wilson prensipleri ne diyor. Madde 12. “Bugünkü Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Türk kesimlerine güvenli bir egemenlik tanınmalı, Türk yönetimindeki öbür uluslara da her türlü kuşkudan uzak yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır. Ayrıca Çanakkale Boğazı uluslararası güvencelerle gemilerin özgürce geçişine ve uluslararası ticarete sürekli açık tutulmalıdır”. Alıntı dikkatli bir şekilde okunmalı ve anlaşılmalıdır. Bir tarafta ‘Türk kesimlerine güvenli bir egemenlik tanınmalı’ diyor. Diğer tarafta ‘Türk yönetimindeki öbür uluslara da her türlü kuşkudan uzak yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır’ diyor.

Dönemin ABD başkanı ve emperyalizmi net anlaşılır bir şekilde bu belirlemeleri yaparken, çöken dağılan Osmanlı’nın küllerinden yeni bir devlet çıkarmayı hesaplarken, onun Türklerin egemenliğinde olmasını ve diğer ulusların da kendi ulusal demokratik haklarına sahip olmalarını tasarlıyor. O dönemde dünyada ciddi bir yankı yapan bu prensiplerden etkilenen Atatürk ve Kemalistler, 1919’da İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin yardımıyla işe soyundular ve başından beri onlar ile işbirliği yaparak Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurdular. Daha işin başında zikzak ve taktik yaparak açık yüzlerini ve karakterlerini gizleyen Atatürk ve Kemalistler, 1921 geçici anayasada ve kimi demeçlerde dış ve iç kamuoyuna karşı Kürtlere özerklikten bahsetmişlerdir. Kurulacak olan cumhuriyet Kürtlerin ve Türklerindir demişler. Fakat işin özünde böyle bir düşünceleri olmadığı için 1924 anayasasında tamamen ret ve inkara yönelerek asimilasyon ve katliam politikalarını hakim hale getirmişlerdir.

Kısaca belirtmek gerekirse; Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kapitalizm, emperyalist aşamaya sıçrama yaptı. Feodalizm yavaş yavaş tasfiye edildi. İmparatorluklar etkisini kaybederek sona erdi. Klasik sömürgecilik dönemi inişe geçerek eridi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki 20 yıllık sürede onlarca devlet kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan (1939-1945) sonra dünyada onlarca ulus ve devlet bağımsızlığına kavuştu. İkinci paylaşım savaşında doğu Avrupa ve Balkanlarda antifaşist demokratik halk devrimleri gerçekleşti ve bu ülkelerin Sovyetler ile yakınlaşıp ittifak yapmaları doğu bloğu, yani sosyalist bloğun oluşmasını gündeme getirdi. Doğu bloğu, kapitalist emperyalizme karşı dünyadaki bütün ulusal ve toplumsal mücadeleleri ve kurtuluş hareketlerini destekledi. Özellikle Çin, Vietnam ve Küba devrimleri büyük yankılar yaptılar. Ayrıca 1990’ların başında dağılan, çöken doğu bloğu ve sosyalist ülke, birlik ve federasyonlardan ayrılan onlarca ulus, kendi devletlerini kurdular. Şu anda dünyada 200’ün üzerinde devlet bulunuyor. Yani birinci dünya savaşından bu yana klasik sömürge veya çeşitli sebeplerle sömürgeci, egemen ve emperyalist ülkelerin fiili işgal ve egemenliğinde olan birçok ulus ve halk şimdi kendi devletlerine sahipler. Emperyalist kapitalizm kendi döneminde klasik sömürgeciliği ve fiili işgal rejimlerini kendi ekonomik, politik çıkarları gereği istememektedir. Ama bunun yerine modern sömürgecilik sistemini ikame ve inşa ederek modern sömürge ülkeleri ekonomik, askeri ve politik olarak kendisine bağlamaktadır.

Yüzyıllık emperyalist kapitalizm iç devinim yaşayarak kendisini sürekli yenilerken, diğer yandan yavaş yavaş dünya geneline yayılarak yeni pazar alanları ve biçimleri yaratıyor. Sanayinin her dalında devasa gelişmeler ve yenilikler yaratarak durmadan değişim ve dönüşüm gerçekleştiriyor. Kendi kriz, tıkanma ve tökezlemelerini gidermek ve sınırsız kar hırsı için acımasızca davranarak insan sağlığını, doğa, iklim dengesini bozuyor ve milyarlarca insanı açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, hastalıklara mahkum ederken savaşlar ile insanların ölmesini, telef olmasını fütursuzca hayata geçiriyor. Aynı sistem tıkanmamak ve tökezlememek için bilimde, teknikte, telekomünikasyonda, ekonomik işleyişte, teknolojide çok büyük ilerlemeler ve gelişmeler yaşıyor. Özellikle son 30 yıldır yaptığı değişiklikler ve gündeme getirdiği yenilikler eski olan birçok şeyin artık geçersiz olduğuna yol açtı. Bunlardan bazılarını belirtmek gerekirse: 1- Ucuz iş gücü ve daha fazla kar için hayata geçirdiği sanayiyi taşıma hareketiyle, dünyada yaklaşık 20-25 ülke ekonomik olarak büyük ve ciddi bir gelişme ve büyüme gerçekleştirdiler. Ve bu ülkeler bölgesel veya alt emperyalist bir niteliğe sahip oldular. Türkiye’de bu ülkeler içerisinde yer alıyor. Türkiye’de bir kaç yıl içerisinde kişi başına düşen milli gelirin hissedilir düzeyde yükselmesinin asıl nedenlerinden biri batı sanayisini ülkeye taşıma hareketidir. Bu durum bu tür ülkelerde ciddi ve büyük değişikliklere yol açmıştır. 2- Telekomünikasyon ve iletişim. Gelinen aşamada bir el telefonu ile bütün haberleşme ve iletişim ihtiyacınızı giderebiliyorsunuz. İstediğiniz siteye, gazeteye ve habere anında ulaşma imkanınız var. İstediğiniz şeyi yazma, çizme ve hesaplama imkanları mevcut. 3- Ayrıca bu telefonlar ile çeşitli ihtiyaçlarınızı giderirken, diğer yandan onu taşıdığınızda merkezi sistemden takip edilmeniz, nerede olduğunuz, ne konuştuğunuz, ne yazdığınız, ne okuduğunuz vb gibi işlemleriniz anında takip edilme durumu söz konusudur. Ve şimdi yeni çipli kimlik ve pasaportlarda nerede olduğunun saptanması gerekiyor ise saptama imkanına sahipler. Komputür ile yaptığınız her işlem denetlenmeye açıktır. 4- Otomasyon. Uzun bir süreden bu yana üretimde otomasyon-robot kullanılıyor. Fakat son yıllarda ciddi anlamda bir talep var ve şimdiden büyük fabrika ve işletmelerde bunlar yoğunluk kazanıyor. Önümüzdeki yıllarda işyerimizde ve evlerimizde daha da çoğalacaklar. 5- Ekonomi. Çağımızda ekonomik yatırım ve gelişim önemlidir. Borsa ve piyasaların düşmesini ve yükselmesini sağlamak için dünyada veya ülkede önemli yetkililerden birisinin konu hakkında olumlu veya olumsuz konuşması, demeç vermesi yeterli oluyor. Yani eskisi gibi para yatırma, çekme veya yatırım yapma, yapmama gerekmiyor. 6- Denetleme ve asayiş. Gelişmiş ülkeler ve Türkiye gibi orta düzeyli ülkelerde bütün önemli ve stratejik alan, nokta, yol, caddeler vb mekanlar kamera sayesinde denetim ve kontrol altındadır. Açlıkla boğuşan Afrika’da dahi birçok stratejik ve önemli yer denetim altındadır.

Yukarıda bütün bu belirlemeleri yaparken, gelişmelere işaret ederken, çağımızdaki değişikliklere işaret etmeye çalıştım. Devrimci, sosyalist ve komünist hareket, doğu bloğu çöktükten bu yana yaklaşık 30 yıldır hala yıkılan Berlin Duvarı’nın enkazı altından çıkabilmiş değil. O, Berlin Duvarı’nın altından çıkmaya çalışırken emperyalist kapitalizm durmadan değişim dönüşüm yaşayarak kendi mecrasında ilerliyor. Bölgemizin devrimci, sosyalist ve komünist hareketleri ideolojik, teorik, politik ve örgütsel olarak 1960 ve 1970 döneminin devrimci değerlerini, birikimini ve pratiğini aşamamış, kendisini yenileyememiş ve büyük çoğunluğu öyle bir öngörü ve uğraş içerisinde de değildir. Toplum bilimi, işçi sınıfı ideolojisini, Marksizm-Leninizm’i geliştirme veya yeni durum ve dengeleri tartışma, anlama bir tarafa, son 30 yıldır Türkiye ve bölgede ciddi bir değişiklik ve gelişme sağlayan Kürt ve Kürdistan sorunu karşısında dahi kimi sağa, kimi sola kaymış sersemlemiş ve meseleye sağlıklı yaklaşamamıştır.

21. yüzyılda ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesini hala verememiş, sömürgeci devletlerin en gaddar, barbar ve soy kırımcı politikalarına maruz kalan Kürt halkı, Türkiyeli devrimcilerin desteğini gerektiği gibi alamıyor. Devrimci hareket çeşitli bahaneler ile Kürt halkına ve bu halkın doğurduğu parti ve örgütlerine objektif ve bilimsel temelde yaklaşmıyor. Kemalizm’den etkilenen Türkiye devrimci hareketi, kendi kabuğunu kıramıyor. Yaklaşık 50 yıllık sürede Denizleri, İbrahimleri ve Mahirleri anlayamayan ve onları aşamayan devrimci hareket, dünyadaki, emperyalist kapitalizmdeki, bilim ve teknolojideki, sanayi ve ekonomideki gelişmeleri, değişiklikleri ve yeni dünya dengelerini nasıl anlayıp ona göre şekillenecek ve politika yapacak.

Kürdistan’daki ulusal mücadelenin geldiği boyut karşısında duyarsız kalmayan, kalamayan emperyalistler, kendi çıkarları için Kürtleri tanımaları ve sorunu çözme uğraşı verirlerken devrimci hareket ne yapıyor. Devrimci hareketin bir kısmı Kürt ve Kürdistan sorunundan dolayı Lenin’in ulusal sorun tezini ve çözümlemelerini reddeder noktaya geldi. TKP, ÖDP ve benzerleri Lenin’in ulusal tezlerini ve çözümlemelerini dünyanın bütün ezilen ve sömürge ulusları için savunurlar. Ama sıra Kürtlere ve Kürdistan’a geldiğinde reddederler. ESP, EMEP ve Partizan kökenli ve benzerleri hala birleşik örgütlenmede diretirler. Kürt halkının temsilcileri bizleriz derler. Kürt ve Kürdistani parti ve hareketleri ulusalcı-milliyetçi olarak tanımlarlar. Çünkü bu parti ve hareketlerin kitlesi %50-60-70-80 Kürt ve Kürdistanlıdır. Halk Cephesi ve benzerleri sol sekter tutumu ile Kürt parti ve örgütlenmelerine milliyetçi der, emperyalistlerin uşakları ve işbirlikçileri der ve ayrıca özellikle PKK ile bir yarış içerisindeymiş gibi davranır.

Her şeyden önce siz ne yaparsanız yapın, ne savunursanız savunun. Kürtler bir ulustur ve Kürdistan bir ülkedir. Ve Kürt halkı kendi parti ve örgütlerini kurmuştur. Onların niteliği ile ilgili karar verecek olan Kürt halkıdır. Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin her dört parçada geldiği boyut sırasıyla çözümü dayattı, dayatıyor. Ulusal sorunun çözümü burjuva demokratik bir haktır. Güney Kürdistan, Irak’ta federal bir çözüme kavuştu. Rojava sorunu Suriye’de çözüm bekliyor. Eğer yakın bir zamanda Rojava sorunu Suriye’de çözüme kavuşur ise, Türkiye ve İran’daki Kürt sorunu daha bir meşruiyet kazanacaktır. Gelinen aşamada siz istediğiniz kadar Lenin’in ulusal tezlerini ve bu konuda ki çözümlemelerini reddedin. Siz istediğiniz kadar Kürt halkının asıl temsilcileri biziz deyin. Siz istediğiniz kadar Kürt parti ve örgütlenmeleri milliyetçidir, emperyalizmin işbirlikçileridir deyin. Kürtler açısından bunlar çok şey değiştirmedi, değiştirmez de. Ama yarın bir gün, kısa ve uzun vadede Türkiye’de Kürt sorunu için çözüm gündeme geldiğinde biz geç kaldık, hazırlıksız yakalandık bahaneleri sizi haklı çıkarmaz.

Kürt ve Kürdistan sorunu gelinen aşamada artık uluslararası bir boyut kazanmıştır. Önce Saddam Hüseyin diktatörlüğüne karşı verilen amansız mücadele ve daha sonra IŞİD barbarlığına karşı verilen savaş Kürtleri ve Kürdistan’ı dünya kamuoyuna taşımış ve ciddi pozitif bir etki yaratmıştır. Ayrıca emperyalistlerin Avrasya egemenlik stratejisinden dolayı Kürtler önemli bir güç ve potansiyel olarak görülüyorlar. Bir taraftan ABD-Avrupa batı bloğu, diğer yandan Rusya-Çin doğu bloğu Kürtleri kendi saflarına çekmek için yarış içerisindeler. Kürtler de bu fırsattan yararlanarak hem tanınmaları ve hem de ulusal demokratik haklarını elde etmek için bloklar arasında ki çelişkiden yararlanmayı hesaplıyorlar. Bu konuda dünya, bölge ve ülke gerçekliğine baktığımızda bu durumda garipsenecek hiçbir şey yoktur. Bütün devrimciler, sosyalistler ve komünistlerin istem ve arzusu Kürdistan’da sosyalizmin inşa edilmesidir. Fakat nesnel ve konjonktürsel şartlar uygun ve olumlu değil ise en azından ulusal demokratik hakların elde edilmesi bile büyük bir başarıdır.

Emperyalistlerin Kürtleri tanımaları ve onlara önem vermeleri başta Türkiye olmak üzere sömürgecileri ciddi anlamda rahatsız etmektedir. Bu anlamda kendisine devrimci, demokratım diyen bazı kesimleri de rahatsız etmektedir. Onlar Türkiye’de otonomi, özerklik veya federasyon istemeyen, Türkiye’nin bölünmesinden korkan, ama bölünmüş, parçalanmış, kırım ve katliama uğrayan Kürtlere bu yaşamı normal gören sözde devrimci ve demokratlardır. Son yıllarda Türkiye’nin kıvranması, Avrupa ve ABD ile sorunlar yaşaması, Kürtlere karşı hırçınlaşması, Rojava’ya saldırıp işgal etmesi, toplumsal muhalefete karşı adeta savaş açmasının temelinde, kendisinin tanımadığı, önem vermediği Kürtleri dünyanın tanıyor ve önem veriyor olmasıdır.

Sonuç olarak

Batı emperyalistlerinin direktif ve yardımı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, her zaman onların sadık bir dostu olmuştur. Stratejik ortak olmuş, NATO’da yer almış ve Ortadoğu’da ileri karakol görevi yapmıştır. Her şart ve koşul altında emperyalistlerin çıkarını savunmuştur. Şimdi gelinen aşamada aynı emperyalist küresel güçler, kendi çıkarları için Türkiye’yi rahatsız edecek olan bir yönelim içerisine giriyorlar. Kürtleri tanıyorlar ve Kürtlerin kendi bloklarında yer almaları karşılığında onlara otonomi, özerklik ve federasyon verecekleri önerisinde bulunuyorlar. Batı emperyalistlerinin bu yönelimi Türkiye’yi aşan bir çıkar çelişkisi ve çatışmasıdır. ABD-AB batı bloğu bu adımı Rus-Çin ve doğu bloğuna karşı atıyor. Ortadoğu’da 40-50 milyonluk dinamik bir Kürt nüfus ve potansiyeli kendi cephesine çekerek bölgede stratejik üstünlük sağlamaya çalışıyor. Bunu yaparken bölgede Rus-Çin doğu bloğunda yer alan Şii İran, Irak ve Suriye devletlerini ve yönetimlerini zayıflatmak ve Kürtler ile dengelemek istiyor. Bu konuda aynı güçlerin bloğunda yer alan Türkiye rahatsız oluyor. Çünkü Kürdistan’ın en büyük parçası Türkiye’de. Kuzey Kürdistan’ın kendi ulusal demokratik haklarına kavuşması demek, Türkiye’nin yüz yıllık devlet yapısının yeniden yapılanması demektir. Ayrıca Türkiye toprağının üçte biridir. Türkiye Anadolu ve Rumeli ile sınırlı kalacak, Mezopotamya ve Araplar ile kara bağı kesilecek. Türk burjuvazisi, milliyetçileri ve şovenleri bu olası durumu hazmedemiyorlar. Ondan dolayı batı ile problem yaşıyorlar. Batı ise, Türkiye’yi kaybetmemek ve fazla yıpratmamak için oyalıyor, durumun olgunlaşmasını istiyor.

Her seferinde ‘Türkiye’nin hassasiyetini ve çekincelerini anlıyoruz ve ona göre davranıyoruz’ demelerinin asıl nedeni, Türkiye ile Kürtleri aynı blokta tutmak, barıştırmak ve aynı zamanda Kürtlerin de kimi ulusal demokratik haklara kavuşmalarını sağlamaya çalışmaktır. 17.04.2019

Sosyalist Mezopotamya / Mayıs / Sayı: 5

Tüm sayıların PDF formatları aşağıda

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 1 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 2 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 3 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 4 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 5 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Hakkında Hurşit KAŞIKKIRMAZ

Bu habere de bakabilirsiniz.

EDİTÖR

Merhaba! Sosyalist Mezopotamya’nın 5. sayısıyla karşınızdayız. ÖSP’den KKP’ye geçişle beraber süreç de hızlanmaya  başladı. İlk …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir