Destpêk » CIWAN » BİZİM GENÇLER…

BİZİM GENÇLER…

Dünyanın ve ülkemizin devrim mücadeleleri incelendiğinde istisnasız olarak gençliğin ciddi öncülükler üstlendiği bir tarihle karşılaşırız. Birçoğu 20’li yaşlarda mücadeleye atılmış, örgütler yaratmış, kimi zaman zindanlarda son bulan kısa süreli yaşamları ardından uzun uzun konuşulan direnişler bırakmış okuduklarını akademi kürsülerinde yer edinmek için değil sınıfının-halkının kavgasında bir mücadele kılavuzu olarak görmüş, bir kere devrimci olmuş ama asla ‘eski devrimci’ olmayıp eskimeyen devrimciler olan gençler…

Yaşar Kazıcı / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

İşte tam da içinden geçtiğimiz 21. yüzyılda referans alınması gereken ruh, çizgi, inanç ve kararlılık 19. ve 20. yüzyılı devrimler çağına dönüştüren gençliğin ruhudur. Bu bir ruh çağırma seansı değil, geçmişe yapılan öylece güzelleme de değil aksine ruhsuzlaştırılan dünyamızın, yaşlandırılan genç bedenlerimizin yaşamı yeniden yaratma ve kendi kaderini eline alabilme konusunda geçmiş yüzyıldaki yaşıtlarımızın yaptıklarına dair bir hafızanın yoklanmasıdır. 21. yüzyılda komünist hareketin yeniden güçlenmesinde belirleyici olan temel ihtiyaç; devrimci inatla, devrim yapmakla, kapitalizmin koşullarına baş kaldırmakla, bir yandan çürümüşü yıkarken diğer yandan vakti gelmiş olanı inşa etmekle dolu olan bu çizgiyi yeniden –ama asla tekrar etmeden- çağın koşullarına uyarlanarak açığa çıkarılmasıdır.

***

Bir düşünelim Marx, Engels, Lenin, Mazlum Doğan, Ferit Uzun, İbrahim Kaypakkaya, Rosa Luxemburg, Clara Zetkin mücadeleye atıldıklarında, tarihe yön verme işine giriştiklerinde kaç yaşındaydılar? Hepsi, bugün biz gençlerle aynı yaştaydılar, yaşıtlarımızdılar. Yaşıtlarımız bu isimlerle sınırlı değil daha birçok isim sayılabilir bunlara ek olarak. Kim bilir onlar da aile, okul, çevre ve ekonomik baskıların kıskacı altındaydılar. Onların da sevdiği insanlar vardı mücadele uğruna ayrı kalmaları gereken, kutsal aile zırhına bürünüp ‘kendini kurtar’ diyen ebeveynleri vardı, verdikleri mücadeleleri ‘boş işler’ olarak gören geveze çevreleri vardı, bırakmak durumunda kaldıkları okulları vardı, zindan-sürgün-ölüm gibi mücadelenin doğasında olan zorlukları bilen yaşamları vardı. Hayat hikayelerini kitaplarda okuduğumuz, belgesellerde izlediğimiz bu insanlar da etten ve kemikten bizim gibilerdi, üstelik bizimle aynı yaşta, yaşamlarının henüz başındaydılar. Mesele de burada başlıyor, en yakınlarınız dahi olsa bize karşı başkaları olan, düzen içi yaşamı öğütleyen, toplumun acılarına sırtınızı dönmemizin bizim için daha iyi olacağını söyleyen bir yığın insana rağmen kendi yolumuzu seçme özgürlüğünü kullanmak, bu öğütleri verenler bilmese de onlar için de mücadele ettiğimizin bilincinde olmak… Tarihin karanlık mağarasında halen günümüzü aydınlatan, bizi kendine hayran bırakan bu insanların sadece kendi yaşamlarında değil tüm toplumsal yaşamda yarattıkları bu alternatif yaşam biçimi bugün Kürdistan’da devrim mücadelesine aday olan gençliğin de tutması gereken yol, edinmesi gereken alternatif olarak önümüzde duruyor.

Gençlik dönemi insan kişiliğinin ve karakteristik özelliklerinin çeşitli aşamalardan geçtiği, kararsızlıkların, arayışların, geriye düşüşlerin, ileriye doğru atılımların gerçekleştiği inişli çıkışlı karmaşık bir inşa sürecidir. Psikolojik, sosyolojik açıdan gençlik dönemi ne kadar çalkantılıysa ideolojik alanda da bu durum aynı şekilde hissedilmektedir. Yaşam karşısında netlik, bütünlüklü bakış, geriye kalan ömrümüzü nasıl sürdüreceğimiz, gelecekle olan ilişkimizin düzenle mi yoksa devrimle mi olacağı gibi noktaların ana hatlarıyla bir sonuca ulaştırılması gereken bir dönem olarak karşımızda durmaktadır. Bu dönem; ister yakın çevremizden isterse tarihte yaşamış olsun kimleri referans aldığımız ve yaşamımızda nelerle meşgul olmayı seçtiğimize göre bir ömrün nasıl geçeceği belirlenmiş olacak. Hiç bitmez gibi görünen enerjimiz, gençlik yıllarımız doğa kanunlarına bir süre sonra yenik düşecek ve bir de doğa kanunlarından önce davranan kapitalizmin yozlaştırma, çürütme, kişiliksizleştirme erken yaşlandırma hatta öldürme kanunları var. Devrimin kanunları ise bunun tam tersi ve çok açık, üstelik doğanın kanunlarıyla da uyumludur. Yeniyi, verimliliği, üretkenliği, sorgulamayı, düşünmeyi, yaşamın özünü açığa çıkarması gereken biyolojik bir zaman diliminde olan gençliğin bunları açığa çıkarabilmesi için yalnızca biyolojik potansiyele değil ideolojik yeterliliğe de ihtiyacı var. Klasik olarak gençliğe kendiliğinden pozitif anlamlar yüklenir ancak kapitalizmin koşulları altında hiçbir şey kendi başına, sistemden azade edilmiş bir şekilde uzay boşluğunda durmuyor. Kapitalizmin çekim gücü, post-modern çağın gereği olarak devrimci mücadelenin çekim gücüne karşı dönemsel olarak önde gidiyor. Gençliğin içinde bulunduğu koşullara bakıldığında bir yandan yeniyi arayanlar olduğu gibi; çoğunluğu kuşatmış olan kapitalizmin egemenliği ve onun hakim görüşleri, yaşam tarzı da bulunuyor.

***

Bu genel anlatıdan sonra meseleyi biraz daha özele, partimiz gençliğine ve mücadele süreçleri içerisinde yeni gelecek olan yoldaşlarımıza çevirecek olursak bir takım pratik sonuçlara varmamız gerekiyor. Gençlik örgütümüz, komünist ideolojiyi kılavuz edinen tıpkı 19 ve 20. yüzyıldaki yaşıtlarımız gibi hem partimizin mücadelesinde kadrolar yaratmalı hem de gençliğin kendi özgün alanında öncüleşip yaşama müdahale edebilmesine ön ayak olmalıdır. 21.yüzyılda gençlik hareketine Kürdistan’dan yön verebilmenin yolu; ideolojimizi derinlemesine kavramakla, buna uygun yaşamakla, seçimlerimizi ideolojik çizgimize bağlılıkla yapmakla mümkündür. Kendimizi öncü olarak görüyor isek iddiamızla çelişmeyen bir noktada durmak; tercih olmanın ötesinde mücadelemizin gereği ve zorunluluğudur.

Parti gençliği, ideolojiyi kavramakla kalmayıp 21. yüzyılda açığa çıkan yeni gelişmeleri, olgu ve olayları inceleyip teorik yeniden üretim sürecine Marksist zeminde kolektif katkılar sunmalıdır. Günlük yaşamın organize edilmesinde kitap okuma, yazı yazma, ilişkilerimizle bir araya gelme, bir dizi siyasal etkinliklere güç getirme, davranışlarıyla komünist kimliğin düzen kişiliğinden farkını sosyal yaşamda da gösterebilme, ön görülü düşünerek mevcutta bulunduğu örgütsel konumdan nereye sıçramak istediğini, örgütü hangi alanlara taşıma çabasında olduğunu belirleme gibi sürekliliği-istikrarı olan bir yaşamın temsilcisi olmak zorundayız.

Sosyalist Mezopotamya / Eylül 2019 / Sayı: 6

Tüm sayıların PDF formatları aşağıda

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 1 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 2 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 3 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 4 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 5 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 6 – Derginin PDF formatı için buraya tıklayın

Hakkında Yaşar KAZICI

Bu habere de bakabilirsiniz.

“EVDE KAL TÜRKİYE” AMA NASIL?

Virüsten en çok sağlık emekçileri, nakliye ve toplu taşıma işçileri, inşaat işçileri, fabrika işçileri ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir