Destpêk » GIŞTÎ » 2019 SEÇİMLERİ, ULUSAL İTTİFAK VE “DEMOKRASİ CEPHESİ” ARAYIŞLARI!

2019 SEÇİMLERİ, ULUSAL İTTİFAK VE “DEMOKRASİ CEPHESİ” ARAYIŞLARI!

2019 seçimlerinde, öncelik Kürtlerin ulusal demokratik ittifakı mı yoksa demokrasi cephesi mi? Bu soruya yanıtımız net olmalı; Kürdistan ulusal demokratik güçleri önce en geniş ve kalıcı ulusal ittifakını yaratmaya odaklanmalı. Türkiye devrimci güçleriyle demokrasi cephesine ise kendi geniş birliğimizi yaratarak ve yaratılan ortak temsille yönelmeliyiz.

Sinan Çiftyürek / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

 

2019 SEÇİMLERİ, ULUSAL İTTİFAK VE “DEMOKRASİ CEPHESİ” ARAYIŞLARI!

I – Siyasette hesaplar artık seçimler odaklı. 2019’da yapılacak birden fazla seçim şimdiden siyasetin başköşesine oturmuş durumda. Önce Mart 2019’da yerel seçimler, ardından Kasım’da cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleri yapılacak. Olağan takvim işleyişi bu ancak gerek ekonomik krizin ayak sesleri, gerek ABD’de alevlenen ama ateşinin etkisi taa Ankara’da hissedilen Zarrab olayı, gerekse de CHP’nin “Erdoğan yakınları Offshore hesaplarına para kaçırdı” iddialarıyla sıkışan AKP, zaten saldırmak için bahane ve zemin aradığı Efrin’e saldırarak gündem değiştirir mi? Ve seçimler ertelenir mi? Bir ihtimal!

Kılıçdaroğlu “Çocuklarının, dünürünün, eniştenin, kardeşinin, eski özel kalem müdürünün, yurt dışında, vergi cennetinde bir şirkete milyonlarca dolar para gönderdiklerini biliyor muydun? diye sorunca; Erdoğan “Yurt dışında hangi bankada Tayyip Erdoğan’ın hesabı varsa bunu ispatla. İspatlayamadığın takdirde senin siyaseti bırakman lazım. İspatlarsan, hem siyaseti hem cumhurbaşkanlığı makamını bırakacağım. Hodri meydan” derken; AKP ve Hükümet sözcüleri uyum içerisinde, Kılıçdaroğlu’nun belgelerle açıkladığı iddialara yanıt vermek yerine, “Türkiye’nin bunca güvenlik meselesi varken bunları gündeme getirmek vatana ihanettir” vb. diyerek yeni bir mağduriyet algısı yaratma peşindeler.

II – Seçimde barajın düşürülüp düşünülmemesi konuşulurken, Erdoğan “seçim barajının düşürülmeyeceğini” tekrarladı. Kaldı ki barajın düşürülüp-düşürülmemesinin çok fazla önemi de kalmadı çünkü başkanlık sistemiyle Meclis işlevsizleştirilerek tamamıyla sembolik hale getiriliyor. Hükümetin artık Meclise karşı sorumluluğu da olmayacak çünkü Mecliste kurulmadığından güvenoyu alma meselesi de kalkmış durumda. Seçilen Cumhurbaşkanı, hükümeti Meclis içi ve dışından alacağı bakanlarla kendisi kuracak ve onaylayacak! Buna rağmen Bahçelinin “MHP, AKP’yle şimdiden koşulsuz ittifak yapacak” açıklaması baraj altında kalma korkusu olsa da esasta iki başka nedeni var; biri başkanlık için gerekli olan %50+1e ulaşmak, diğeri ise üç taraftan Kürdistan’la çevrili olmanın yarattığı “tehlikeyi” ancak tek adama dayalı başkanlık sistemiyle aşılacağına inanmasıdır.

III – Sınır ötesi yeni işgal adımları üzerinden gerilecek iç ve bölgesel siyasal iklimde, AYM tarafından 16 Nisan 2016 başkanlık referandumu iptal edilir mi? Bir ihtimal, zira başbakan yardımcısı Fikri Işık’ın “16 Nisan anayasa değişikliği referandumuyla işlerimizi zorlaştırdık, yüzde 50+1 öyle kolay erişilebilecek sonuç değil” beyanı, akla AYM’nin iptal ihtimalinin AKP’nin işine geleceğini getirttiriyor. Yani “Anayasa Mahkemesi 16 Nisan referandumunu iptal edebilir” söylentisi gerçeğe dönüşürse, Erdoğan can simidi gibi sarılabilir.

IV – En büyük Kürt nüfusu Türkiye denetimindeki Kuzey Kürdistan’da ama Türkiye’nin içeride ve Ortadoğu’da bir Kürt politikası bugün yoktur yakın vadede oluşacağa da benzemiyor. Çünkü içeride Kürdün yokluğu bölgede ise Kürdün mevcut kazanımlarının geriletilmesini merkezine alan politikasızlığı politika haline getirmiş. İçerde ve sınır ötesinde Kürtlerin yokluğu üzerinde kendini kuran Türk devletinin bu tutumu Kürtlere zarar verdiği gibi kendisi için de kırılma noktasıdır! Türk milliyetçi siyasetçi-aydın-yazarın aklı fikri Kürtlerde, öyle ki karabasan gibi rüyalarına giriyor! Dün Kerkük’le bugün Efrin’le yatıp kalkıyorlar! Bu durumda CHP nasıl HDP ile demokrasi cephesi kurar?

V  – HDP’den CHP’ye “Demokrasi cephesi” çağrılarının karşılığı yok.

Demirtaş, halklara “demokrasi cephesine oy vermesi gerektiğini anlatabilmemiz gerekir” dediği açıklamasında, “CHP’nin Çanakkale’de düzenleyeceği Kurultaya tüm demokrasi güçlerinin katılması gerektiğini” çağrısını yapmıştı.

Veysi Sarısözen “CHP’de ‘yeni eğilim’ Ve ittifak politikası” başlıklı yazısında; “Bu yeni eğilim, CHP’nin HDP’yle ‘bir kaç adım da olsa yan yana yürüme’ ve ‘bir kaç dakika da olsa yan yana oturma’ halidir… Sonuçta CHP’nin HDP’ye yönelik eğilimindeki değişiklik ‘yenidir’. Sınavdan geçmeye muhtaçtır… Bu ‘birkaçlık’ birliktelik henüz ‘cephe’ değildir, bundan ibaret kalan birliktelik, faşizme son vermez. Böyle kalırsa işe de yaramaz, oyalanmaya yol açar, cephenin kurulmasının aciliyetini bile gözden gizler” der.

Sarısözen, “Fıratın doğusu ile batısı arasında buzlar kırılırken” başlıklı yazısında da; “İşte şimdi, şu son günlerdeki gelişmeler, CHP’lilerle HDP’lilerin ‘Adalet Yürüyüşünde’ birlikte ‘bir kaç adım atması’ ve yine HDP’lilerle CHP’lilerin ‘Adalet ve Vicdan Nöbetinde’ ‘bir kaç dakikalık yan yana oturması’, bu lanetli ‘önyargı buzulunda’ küçük de olsa bir ‘çentik’ açılmasına hizmet ettiği için büyük bir önem taşımaktadır” diyerek umut ve ısrarını sürdürür. HDP’li S. Süreyya Önder’de, CHP’ye “kenetlenme” çağrısı yapmıştı, ancak bu ve benzeri çağrıların hiçbiri CHP’de karşılık bulmadı, bulmazda!

HDP’den bu arayışlar var ama bunun CHP’de karşılığı yokKılıçdaroğlu basında çıkan HDP ile ittifak iddialarına ilişkin; “niye ittifak yapalım, biz CHP’yiz” yanıtını veriyordu. Yani “biz Cumhuriyet’i kuran partiyiz, Kürtlerle ittifak yapmayız” demek istiyordu. Adalet Yürüyüşü ile Kurultay’da ki dışlayıcı tavrı da bunun kanıtı.

Esas mesele, hızla Kürdistan meselesine bürünerek coğrafik içerik kazanan Kürt meselesinin el yakıyor olmasıdır! Düşünün 2019 seçim ittifaklar tartışılıyor ama Kürtlerin özelde HDP’nin adını bile telaffuz eden yok! Çünkü Güney Kürdistan ve Rojava’da olanlar bırak AKP-MHP gibi iktidar bloğunu, CHP, İYİ Parti gibi muhalefet bile Kürt lafını ağzına almaktan kaçınıyor!

Yukarıda özetlediğim iç ve bölgesel siyasal iklimde, CHP, HDP ile AKP karşıtı “demokrasi cephesi” kurması bir yana işbirliğine bile gitmez. Gitmeyeceğinin kanıtı, “Adalet Yürüyüşü” ve “Adalet Kurultayı”nda aldığı tutumdur. Demirtaş, “CHP’nin Adalet Kurultayı”na tüm demokrasi güçlerini katılmaya çağırdı ama CHP Çanakkale Kurultayı’na HDP’yi parti olarak çağırmak yerine bazı HDP’li vekilleri çağırmakla yetinmişti.

VI – Daha özgün olarak Kürdistan ulusal demokratik güçleri 2019’da giderken ney/neleri göz önünde bulunduracak, ne yapacak?

Birincisi; “Dolmabahçe Mutabakatı” ve akıbeti asla unutulmamalı. Türk devletinin oyala-ertele-sonunda masayı tekmele siyasetinin çok tipik örneğidir. Kürt siyaseti elbette başta da DTK-DBP-HDP bunu unutmamalı. Ve HDP, kendisine “çözüm süreci” projesi olarak yüklenen Türkiyelileşme siyaseti gereği, Diyarbakır’da Sinn Fein, Ankara’da SYRİZA rolünü yerine getirmenin özellikle Kerkük-Efrin eksenli gerilen mevcut bölgesel iklimde tümüyle ortadan kalktığını görmelidir. Bırakalım SYRİZA görevinin Türkiye sosyal demokrasisi üstlensin. Yani Türkiye’nin SYRİZA’sı sahne alsın ki Kürdistan ulusal demokratik cephesi de halkımızın UKKTH mücadelesi temelinde Onunla ilişkilenebilsin!

İkincisi; Elbette AKP ve Erdoğan’ın 16 Nisan başkanlık referandumu ile tek adam rejimine koşar adam gidişi üzerinden de demokrasi meselesine bakmalıyız. Bu bakış, Kürdistan halklarının ulusal özgürlük ve demokrasi taleplerinin gereği olduğu kadar, Türkiye devrimci demokrasi güçleriyle de buluşma zeminidir. Ama bu buluşma zeminin ilk adımı Kürdistani yapıların öncelikle kendi ulusal demokratik birliği yönünde adım atmalarıdır.

Üçüncüsü; 16 Ekim’de Kerkük/Güney Kürdistan’da, İran kurgulu işgalde, başta Türkiye olmak üzere tüm sömürgecilerin aktif desteği üzerinde de Kürt siyaseti ayrıntılı düşünmeli. Sömürgeciler tepeden tırnağa haksızken bile Kürdistan’a karşı birleşirken, haklı davalarında Kürtler neden birleşmesin? Ve Yerel Seçimler neden ulusal ittifaka vesile olmasın?

Dördüncüsü; Kürdistan siyaseti, Türkiye’nin başaktörlüğünü üstlenmeye hazır olduğu muhtemel Efrin işgalinin yaratacağı sonuçlarını bugünden dikkate alan ulusal demokratik ittifak arayışını geliştirmeli. Eğer Doğu Perinçek CHP, Adalet Kurultayı ile “Conk bayırında millicilik oynuyor. Conk bayırı bugün Efrin, Türkiye’nin Güney sınırı, Fırat Kalkanı Harekatı” diyorsa; eğer Perinçek, Türkiye’nin kurtuluş savaşını bugün esas üç tarafını çevreleyen Kürdistan’a karşı verilmesini öneriyorsa; Kuzey Kürdistan siyaseti, yerel seçimleri de kucaklayacak kalıcı ulusal demokratik adımları geliştirmeli ve atılacak ittifak adımlarının, TEV-DEM ile ENKS’nin yakınlaşmasına da olumlu katkıları olacağını bilelim.

Beşincisi; Kuzey Kürdistan’da devam eden taş çatlatan sessizliğin nedenlerini ve Kürdistani partilere halktan gelen eleştiri ve güvensizliği birlikte dinlemek, göğüslemek ve aşılması için çözüm üretmek…Tüm bunlar geniş ulusal birliği dayatır.

Altıncısı; “CHP ‘sol eliyle’ HDP’nin elini var güçle tutmalı, ‘sağ eliyle’ Akşener de için de Hayır Cephesi’nin ‘sağ kanadına’ dokunmalı” diyerek CHP-HDP “Demokrasi cephesi” beklentisi içerisinde olmak yerine geniş Kürdistani ulusal demokratik birliğe yönelmeliyiz. Çünkü Türkiye, “eyvah Kürdistan ile çevriliyorum” dediği evrede devlet partisi CHP’nin HDP ile demokrasi cephesini önermek ve beklemenin karşılığı olmayacağını bilelim ve zaman kaybetmeyelim.  Bilindiği gibi İsmail Bilen’nin liderliğini yaptığı TKP, yıllarca CHP ile “antifaşist ulusal cephe” kurmak çağrı ve çabaları karşılık bulmamıştı. Dün Kemalist TKP’ye bile yanaşmayan CHP, bugün HDP’yle ittifaka hiç ama hiç yanaşmaz. Olur ki Türk devletinin ala çıkarları CHP’yi HDP ile ittifak yapmaya görevlendirir o ayrı konu!

Özetle, Güney bağımsızlıkla bölge gündemindeyken, Rojava’da PYD, ABD ile ittifak içerisindeyken, CHP’nin, HDP ile Cephe kurmasını beklemek yanlış ve boş beklenti. Yanlış çünkü Kürdistan ulusal demokratik güçleri, AKP’nin Kürdistan halkı üzerindeki etkisinin kırılmasını hedeflerken, bu kez “Demokrasi Cephesi” gibi adımlarla yani kendi elleriyle CHP’ye Kürdistan’da uygun iklim yaratmış olmayalım!

Sonuç olarak; 2019’da üç seçim var ama Kürdistan siyaseti özelde de biz komünistler açısından önemli olan yerel seçimlerdir. Kürdistani partiler, özellikle de DBP yerel seçimlere orta vadede kalıcı ulusal ittifaka zemin yaratacak sorumlulukla yaklaşmalı. Komünistler olarak Kürdistani partileri; yerel seçimler ile ulusal demokratik ittifakın yaratılması pratiğini birlikte ele almaya çağırıyor. Burada mesele, birilerinin birilerini desteklemesi değil birlikte neler yapılacağıdır.

Ve AKP hükümetinin, bağımsızlık referandumu karşısında aldığı tutum, özellikle 16 Ekim ve sonrasında İran destekli darbede aktif yer almasının, Kürt halkından alacağı oy desteğini düşüreceğini de dikkate alarak Kürdistani ittifakla kapsayıcı alternatifte ısrar etmeliyiz. 2019 seçimlerinde, öncelik Kürtlerin ulusal demokratik ittifakı mı yoksa demokrasi cephesi mi? Bu soruya yanıtımız net olmalı; Kürdistan ulusal demokratik güçleri önce en geniş ve kalıcı ulusal ittifakını yaratmaya odaklanmalı. Türkiye devrimci güçleriyle demokrasi cephesine ise kendi geniş birliğimizi yaratarak ve yaratılan ortak temsille yönelmeliyiz. Yerel seçimlerde merkezi ulusal demokratik ittifakların yanı sıra özgün yerel ittifaklar da geliştirilebilinir. Zira adı üstünde, yerel seçimler! 05.12.2017

canbegyekbun@hotmail.com

 

Hakkında Sinan ÇİFTYÜREK

Bu habere de bakabilirsiniz.

“EVDE KAL TÜRKİYE” AMA NASIL?

Virüsten en çok sağlık emekçileri, nakliye ve toplu taşıma işçileri, inşaat işçileri, fabrika işçileri ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir