Salı, Eylül 17, 2019
Destpêk » GIŞTÎ » AKP’NİN UZANTISI SETA VAKFI

AKP’NİN UZANTISI SETA VAKFI


Öncelikle bu yazıyı hazırlarken büyük bir sabırla raporun tamamını okudum. Raporu okurken bir yandan da bu yazının oluşturulması için kolları sıvadım. Raporda geçen bütün noktalara değinmesem de önemli gördüğüm noktaları, raporun ana hatlarını, hazırlanma mantığını izah etmeye çalıştım. 

Hazırlanan rapordan dolayı bir yanıyla SETA’ya teşekkür etmek gerekir. Çünkü basın ve gazeteciler üzerinde bu kadar baskı varken, neredeyse bütün medya iktidar tarafından ele geçirilmişken; muhabirlerin işini kaybetmeyi, zindana atılmayı, ülkeden sürgün edilmeyi hiç düşünmeden mevcut iktidara karşı eleştirel bir duruşa sahip olma konusunda ne kadar çok muhabir olduğunu da görmüş olduk. Yanma korkusuyla hareket etmeyen muhabirlere SETA gibi muhbirlik heveslisi AKP Uzantısı Araştırma şirketlerine rağmen selam olsun öyleyse!

SETA’nın bu raporu aynı zamanda iktidarın medyadan beklentisini, hangi türden muhabirliğin iktidarla örtüşmediğini de yansıtıyor. Raporda kimi gazeteciler özellikle muhalif, eleştirel bir bakış açısıyla yaklaştığı için üzerinde ‘dikkat’ uyarısı yapılırken kimi gazeteciler ise ‘zararsız’ şeklinde ifade edilebilecek sözcüklerle kısa tutulup geçilmiştir. Bu şekilde AKP’ye; yayın organlarında şu şu isimlere dikkat et, şu şu isimler ise şimdilik bir tehlike gibi görünmüyor deniliyor.

Raporda basın kuruluşlarının ve muhabirlerin değerlendirilmesinde ölçüt olarak 15 Temmuz, Kürdistan’daki Şehir Savaşları, HDP başta olmak üzere muhalefet ile kurulan ilişkiler, 3 Havalimanı, Ekonomik Kriz gibi olgu ve olaylar temel alınmış, elbette iktidarın egemen ideolojisi çerçevesinde tasnif edilmiştir.

Raporun tamamına tek tek cevap vermek yerine ki verilebilir de; BBC Türkçe kısmına dair bir takım cevaplar vermeye çalıştım. Çünkü ilk bölümde meseleler nasıl ele alınmışsa, gazetecilere ve basın kuruluşlarına nasıl yaklaşılmışsa devamında da aynı yöntemle devam edilmiş. Okuyucuyu yormak yerine SETA’nın raporunun ne amaçla hazırlandığını anlamak için ‘’BBC Türkçe’’ bölümü yeterli ve devamındaki bölümlerde neler yazılmış olabileceğine dair somut yaklaşımları ortaya koyan bir örneklem. Raporun tamamını okumak isteyenler SETA’nın sitesinden indirip okuyabilirler.

‘UZANTI’

SETA tarafından hazırlanan bu raporun ismi bile siyasette iktidar tarafından çokça kullanılan ‘uzantı’ kelimesinden türediğini, mesela ‘’terör örgütlerinin, dış mihrakların uzantıları’’ şeklinde olduğu gibi siyasal\ideolojik maksatla kullanıldığı oldukça barizdir. Bu dilin ve tanımlamanın iktidarda olan AKP’nin herkesi bir şeyin uzantısı olarak tarif ettiği kaynaktan aşırıldığını anlamamak mümkün değildir. Madem bu ‘uzantı’ terimini SETA, 202 sayfalık raporuna başlık olarak eklemeye uygun görmüş biz de raporu okuyanlar olarak rahatlıkla SETA’nın AKP’nin uzantısı olduğunu söyleyebiliriz. SETA bir araştırma vakfı olmaktan öte hazırladığı bu raporla; fişleme, ihbar etme, hedef gösterme, iktidara yaranma ve finansal kaynak elde etme arzusu gibi basın, araştırma ve etik ilkelerini ayaklar altına alan bir yaklaşımla esasında kendi kendini ifşa etmiştir.

Raporun giriş kısmında hazırlanma amacının Türkiye ve kamuoyunun genel çıkarlarını yönelik olduğu ifade edilmekte rapor bu şekilde kendini masum amaçlarla hazırlanmış olarak sunuyor ama meselenin öyle olmadığını, basını tarafsızlığa davet ederken raporu hazırlayanların baştan sona AKP’nin arpalığından beslenen bir kesimin olduğu, olayları yabancı basın çarpıtıyor diyerek kendi raporlarının ise baştan sona çarpıtmalarla dolu olduğu, siyasal olayları iktidar gözüyle okumayanların ayıplandığı bir yerlerle zoraki ilişkilendirilmeye çalışıldığı görülmektedir. 

Raporun yine giriş kısmında Gezi Parkı Direnişi’ne dair ‘Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’ şeklinde tanımlama yaparak iktidarla aynı dili kullandığı da görülmektedir. Gezi Parkı gibi ülkenin geniş toplumsal kesimlerini buluşturan, birçok şehre yayılan haklı taleplerini sokaklarda dile getiren eylemler sürecine ‘Şiddet Eylemleri’ tanımlaması yapan SETA’nın eylemler sürecinde esas şiddetin polisin öldürdüğü insanlara yönelik olduğunu, elindeki palayla sokakta insan kovalayan AKP’lileri, Ali İsmail’i linç edenleri görmezden gelmesi de şiddet kavramına iktidarı aklayan bir şekilde yaklaştığını gösteriyor. 

BBC Türkçe

‘Kritik Olaylar’ şeklinde Türkiye’de yaşanan olayların BBC Türkçe’de nasıl karşılık bulduğunu inceleyen SETA birçok mantık hatasını barındırıyor. Darbe girişimi olmuşsa; sonrasında iktidar tarafından ilan edilmiş olan OHAL’in ve OHAL’de yaşanan işkence, haksız tutuklama ve gözaltıların hiç eleştirilemeyeceği gibi bir sonuca varıyor.

‘’BBC Türkçe iki yüz elli insanın şehit olmasına yol açan darbe girişiminin faili FETÖ’ye karşı yer yer suçlayıcı ifadeler kullansa da darbenin bir sorumlusu olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı göstermiştir.’’(syf. 19)

AKP ve Erdoğan iktidarının cemaatin desteğiyle iktidara geldiğini, 2003’ten 2013’e kadar Türkiye’yi Cemaat-AKP koalisyonu olarak yönettiklerini, Ergenekon-KCK gibi davalarla Kürtlere, Kemalist kesime uydurma davalar açarak on binlerce insanı mağdur ettiklerini bilmeyen yoktur. Ki kendilerinin de cemaatle ilişkilerini gizlemeye (araları bozulana kadar) hiç niyetleri de olmamıştır. Gülen Cemaati’ne yönelik eleştiriler de bulunan, kitaplar yazan insanları içeriye atanlar, zamanında ‘hoca efendi’ diye salya sümük ağlayanlar şimdi ise başkalarını ‘FETÖCÜ’ olmakla suçlaması akıl tutulması değilse pişkinlik olabilir. Türkçe Olimpiyatları, FEM Dershaneleri, Yurtlar, ordu-polis-devlet örgütlenmesi gibi alanlarda cemaatin kendini AKP ile kurduğu ittifak sürecinde örgütlediği ispatlı bir şekilde açıkken bırakalım BBC’yi mantıklı düşünen bir insanın bu işin siyasi sorumlusu kimdir? Bu cemaat denen bugün ise ‘FETÖ’ şeklinde tarif edilen örgütü kim başımıza bela etti diye sormaya nasıl hakları olmuyor? Ülkenin başındakiler kandırılıyor suçsuz, masum oluyor ama Bank Asya’ya para yatırdığı için, yoksulluktan cemaatin dershane ve yurtlarında okumak zorunda kaldığı için sıradan vatandaşlar ‘FETÖCÜ’ oluyor.

Kurumsal olarak cemaate yer açanların, güçlendirenlerin bir kabahati yok ama sıradan insanları (üstelik bu sıradan insanlar AKP’nin teşvikiyle ve cemaate olumlu bir görüntü kazandırmasıyla ilişkilenmiştir veya ilişkilenmekte sakınca görmemiştir elbette nereden bilebilirlerdi AKP ile Cemaatin arasının bozulup kendilerinin ‘terörist’ olarak suçlanacaklarını) günah keçisi ilan edip bu işten kimse sıyrılamaz!

***

‘Terörle mücadele’ başlığı altında devam eden rapor ‘’PKK’nın Şanlı Urfa’da şehit ettiği iki polis’’ ten bahsediyor. Oysa dava devam etmekte ve polislerin yaşamını kaybetmesiyle ilgili kimin yaptığına dair kesinleşmiş bir karar yok. İlk etapta sanık olarak yargılanan birçok insan suçsuz olduğu anlaşılarak serbest bırakıldı. Kürdistan’da yaşanan şehir savaşlarına değinen rapor; sivillerin ölümünden, şehirlerin yıkılmasından ‘’temizlik operasyonu’’ olarak bahsediyor. Nasıl bir temizlikse Kürdistan’ın duvarlarını o dönem polislerin sprey boyalarla yazdığı ırkçı sloganlar, akrep araçları arkasından sürüklenen Lokman Birlik’in cansız bedeni, sokak ortasında ölü bedeni alınamayan Taybet Ana, beyaz bayrak açmalarına rağmen üzerlerine ateş açılan insanlar, bodrumda göz göre göre yakılan insanlar var. SETA sanırız bunları da ‘temizlik’ dediği devlet faaliyetleri arasında görüyor.

HDP’li vekillerden bahsederken de özellikle ‘terör örgütü bağlantısı’ ifadesini kullanan SETA, HDP’lilerin güvenilir bir kaynak olamayacağını da iddia ediyor. HDP’li vekillere BBC’nin ‘’güvenilir kaynak muamelesi’’ yapmasını doğru bulmuyor. Güvenilirlik bir dediğini öteki gün yalanlayan iktidarın işi olsa gerek! HDP’li vekillerin yaşanan sivil ölümlerine dikkat çekmesini, ‘devlet terörü’ ifadesini kullanmasını BBC’nin manşete taşımasını da uygun görmüyor SETA, devlet terörü İsrail, ABD için geçerli ama Türk Devleti’ne böyle bir şey söylenemez. Burada da açıkça çifte standartı görüyoruz oysa sivil bir araştırma şirketi devlet yanlısı değil evrensel ilkelere bağlı şekilde kendini ifade eder.

‘’ BBC Türkçe PKK’nın şehir yapılanmasıyla mücadele sürecinde terör karşıtı habercilik yapmadığı gibi terör örgütüyle bağlantısı olduğu tespit edilen HDP’li milletvekillerinin tutuklanması sürecinde de hükümeti “antidemokratik” olmakla suçlamıştır.’’ (syf.24)

SETA, AKP’nin kendi yandaş medyasına sipariş üzerine haber yaptırması gibi BBC’ye ‘terör karşıtı habercilik’ yapması gerektiğini söylüyor. Araştırma Vakfı olarak kurulmuş olan SETA’nın habercilik alanında da basına iş öğretmesi oldukça yetenekli(!) ve tarafsız(!) olduğunu gözler önüne seriyor. Yandaş medyadan alışıldığı üzere herkesin ‘bir terör örgütü’ var. Türkiye’de son dönemde herhangi bir ‘terör örgütü’ ile ilişkilenmeniz an meselesi, çok zor da değil sadece Erdoğan ve AKP’sine dair bir tweet attığınızda size uygun ‘terör örgütleri’ listesinden biri hemen üzerinize geçirilebiliyor.

SETA, HDP’li vekillerin tutuklanmasının ‘anti-demokratik’ olmadığı görüşünde, ki hükmü veren SETA zaten HDP’li vekillerin ‘güvenilir kaynaklar’ olmadığını ve ‘terörle bağlantılı’ olduğunu düşünüyor. Bir halkın milyonlarca oyla meclise gönderdiği, TBMM’nin üçüncü partisi olan HDP’nin milletvekillerinin tutuklanmasının demokratik olduğunu kim iddia edebilir? Sadece konuşmaları ve yazılarından dolayı, zaten onu yapmak için meclise gönderilen vekillerin siyasi ifadelerde bulunmasının hangi düşünce özgürlüğüyle, hangi uluslararası anlaşmayla alakası var? AİHM’in serbest bırakılmalı dediği Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakmayan, AKP emrinde çalışan, olmayan düğmelerini Erdoğan’ın karşısında iliklemeye çalışan siyasallaşmış yargıyı görmeyip neyin demokrasisinden bahsediliyor? Elbette anti-demokratik olduğunu tartışmak herkesin hakkıdır, ancak SETA bunun tartışılamayacağını, ‘anti-demokratik’ olarak sunulmasının uygun olmadığını, BBC’nin bu şekilde haber yapamayacağını söylüyor.

***

Raporda Türk Devleti’nin Rojava’ya yönelik işgal hareketleri olan Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonlarının BBC’deki haberleştirilme biçimine, Fehim Taştekin gibi yazarların yazılarının yayınlanmasına da değiniliyor. Her şeyden önce ister yerli ister yabancı olsun medyanın savaş tamtamları çalmasını beklemek veya istemek akla ziyandır. SETA, uluslararası hukuk açısından Türk Devleti’nin girdiği toprakların Suriye’nin toprakları olduğunu, Rojava’dan tek bir taşın bile Türkiye topraklarına düşmediğini, Rojava’nın hiçbir tehditte bulunmadığını bilmiyor değil SETA bu olguları bilinçli bir şekilde görmezden geliyor. Aynı SETA, Türkiye sınırlarından Rojava ve Suriye’ye giriş yapan cihatçı örgütleri, İdlib’te bugün Türk Devleti tarafından korunan sıkışmış cihatçıları, Türkiye’nin sınırları boyunca dalgalanan IŞİD bayraklarını da araştırma konusu haline getirmelidir. Aynı SETA; Esad’ı devirme politikasına odaklanan AKP iktidarını, PYD’nin eş başkanı Salih Müslim’i Türkiye’ye davet edilip ÖSO’nun parçası haline getiremeyince ‘terörist’ ilan etme aşamalarını da incelemelidir. BBC’nin haber yapma biçiminden önce bu gerçekleri incelemeyen araştırma vakfının ciddiyeti tartışma konusudur.

***

Raporda 3.Havalimanı işçilerinin en temel hakları (sendikalar öncülüğünde talepler de iletilmişti) için gerçekleştirdiği eylemlerin haklılığını tartışma konusu bile yapmadan BBC’nin havalimanı işçileriyle yaptığı ropörtajları, aldığı bilgileri manşetine taşıması SETA’nın ilgisi çekiyor. İşçilerin gerçekleştirdiği eyleme kolluk güçlerinin saldırması, yüzlerce işçinin gözaltına alınması, karakollarda yer kalmadığı gösteren fotoğrafların basında yer alması, işçilerin bir kısmının tutuklanması SETA’ya göre neyin sonucu?  İşçilerin taleplerinden dolayı direnmesinin ve sermayeyi temsil eden devletin, yasaların, kolluk gücünün saldırısı sonrasında gözaltılar ve tutuklamalar hayal ürünü mü? SETA Vakfı da havalimanı işçilerinin eylemlerini ‘’havalimanını istemeyen dış mihraklara’’ mı bağlıyor? Muhtemelen öyle, işlerine gelince işçiden, emekçiden, alın terinden kul hakkından dem vuran bu kesim kendi çıkarlarıyla örtüşmeyen bir durum olduğunda ‘uzantı’ bulma noktasında uzmanlaşmış durumdalar. Mimarlar Odası gibi köklü bir geçmişi olan ve halkın sağlığından başka hiçbir amacı olmayan bir kuruluşun bilimsel verilere dayalı olarak 3. Havalimanı üzerine yayınladığı açıklamaları ise SETA ‘’dayanaksız’’ buluyor ve bunun bu haliyle BBC’de yayınlamasını yanlış görüyor.

***

‘’BBC Türkçe dolar kurunun değişimini yorum yapmadan haber olarak geçtiği gibi kamuoyunu olumsuz yönde etkileyecek haberler de paylaşmış, doların yükselişini uzun soluklu bir ekonomik krizin habercisi olarak sunmuştur.’’ (syf.30)

Doların yükselişinin ekonomik krizin habercisi olarak sunulmasına gerek yok, durum zaten tam da bu şekildedir. SETA’nın yayınladığı rapor mevcut olarak ekonomik krizin sonuçlarını yaşadığımız bir süreçte yayınlandı. Yani BBC’de geçen haber mevcutta gerçeğe uygun bunu nesine itiraz edilmiş anlaşılır değil? Tabi SETA vakfı ‘kriz mriz yok’ diyorsa o başka?

‘’Dolar kurunun yükselişinden neredeyse Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sorumlu tutan mecra Erdoğan’ın “Batı’yla atışması”nın son bulması gerektiğini belirtmiştir.’’ (syf.31)

SETA, 15 Temmuz-Cemaat meselesinde sorumlu tutulamayacak olan Erdoğan’ın, ekonomik krizden de sorumlu tutulamayacağını savunuyor. Keşke SETA, Erdoğan’ı nelerden sorumlu tutabileceğimizi de raporunda ifade etseymiş biz de ona göre davranır, muhalifler, Kürtler, devrimciler olarak haksız yere Erdoğan’ı bir takım şeylerden sorumlu tutmamış olurduk! SETA, paragrafın devamında AKP’nin çok sık kullandığı ‘ekonomik savaş’ terimini de raporunda kullanarak, siyasi iktidarın geniş kitlelere ekonomik krizin asıl nedenini örtmek için kullandığı kavrama yer veriyor. 

Ekonomik krizin; şişirilen Türkiye ekonomisinin durgunlaşmaya başlamasıyla, ihale-rant-özelleştirme-sıcak para ilişkilerinin yavaş yavaş tıkanmasıyla, dış politikada özellikle Suriye üzerinden, Rojava’ya yönelik geliştirdiği işgalci anlayışlarla, ABD\Avrupa ile yaşanan çekişmelerle, iç politikada başta başkanlık sistemi olmak üzere bir dizi anti-demokratik(SETA bu terimi fazla sevmiyor ama kullanmak zorundayım) uygulamalarla ortaya çıktığını bilmeyen var mı? SETA’ya göre bunların ekonomik krizin oluşmasında yeri yok, her şeyi dış güçler, ülke içerisindeki uzantıları ve bunu haberleştiren BBC Türkçe gibi yayınlar yapıyor. Zaten SETA’ya göre ‘kriz mriz’ de yok, ‘ekonomik savaş’ var!

***

Raporun en çok tepki alan kısmı BBC Türkçe ve devamında göreceğimiz başka yabancı medya çalışanlarının teker teker isimlerinin, twitter paylaşımlarının sanki olağanüstü bir şey bulmuş gibi başlık altında toplanmasına yönelik olan kısım başlıyor.

İlk incelemeye alınan kişi Mark Lowen isimli İngiliz muhabir. Erdoğan ve yandaş medyayı eleştirmesi, Twitter hesabında sesi soluğu az duyulan Birgün gibi gazetelerin haberlerini, incelemelerini paylaşması, İngilizce’ye çevirmesi SETA için kabul edilemez bir durum. Sormak lazım Yeni Şafak gibi yandaş medyaların haberlerini paylaşsa, Erdoğan’a övgüler düzse SETA için bu bir araştırma konusu olur muydu? SETA’ya göre HDP’li vekiller gibi muhalif medyada ‘’güvenilir bir kaynak’’ olmazken Mark Lowen’ın yaptığı haberlerden dolayı Yeni Şafak tarafından ‘FETÖ’ ile ilişkilendirilmesi vb. oldukça güvenilir kabul ediliyor.

Türk Muhabirler kısmında da benzer bir durum var kaynak olarak muhalif medyadan haber paylaşılması, iktidara yönelik eleştirel bir pozisyonda olunması SETA’nın dikkat çekmeye çalıştığı nokta.

Aynur Toraman ile ilgili SETA şunları söylüyor:

‘’Basın özgürlüğü üzerine sıkça paylaşımda bulunmuştur. Türkiye’de gerçeğin peşinde olan gazetecilerin tutuklandığını iddia eden haber içeriklerini paylaşmıştır.’’ (Syf.34)

Cümleye dikkat edin ‘’sıkça paylaşımda bulunmuştur’’ buradaki ‘’sıkça’’ vurgusu öylesine kullanılmış olmayıp basın özgürlüğünü savunmanın bir gazeteci olarak hem kendi faaliyetleri hem de başka meslektaşlarının faaliyetleri açısından doğal ve normal olarak görülmesi gerekirken bu vurguyla basın özgürlüğünün ‘’sıkça’’ savunulmasına yönelik paylaşımlarda bulunulmasının altında garip nedenler arıyor SETA, burayla sınırlı kalmayıp tutuklu gazetecilerin gazetecilik faaliyetlerinden tutuklu olmadığını kast eden ‘’iddia’’ şeklinde geçiyor bu kısmı. Basın özgürlüğünde, gazetecilerin tutuklanmasında en kötü örnekler arasında gösterilen Türkiye gerçekliğinden SETA’nın haberi yokmuş gibi.

Onur Erem ile ilgili kısımda ise şunlar ifade ediliyor:

‘’Gündemdeki siyasi konulara dair paylaşımlarda bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaretten yargılanan Evrensel gazetesi genel yayın yönetmeni Fatih Polat’ı savunan paylaşımları retweet ederek tekrar dolaşıma sokmuştur.‘’(syf.34)

Bir gazetecinin gündemdeki siyasi konulara dair paylaşımlarda bulunmasının ne gibi sakıncası var? Raporda ne gibi değeri var? Devamında sorarsak Erdoğan’a hakaret adı altında binlerce davanın açıldığını, artık gına gelmiş muhaliflerin açılan uydurma hakaret davalarıyla dalga geçerek ‘’Erdoğan’a hakarette bugün’’ köşesi oluşturduğunu SETA bilmiyor mu? Aynı SETA’nın bir araştırma konusu olarak; esas hakarete maruz kalan kesim üzerinde Erdoğan’ın, AKP’nin ve yandaş medyanın; muhaliflere yönelik yaptığı hakaretleri araştırmasını öneriyorum. Evrensel gazetesi genel yayın yönetmeninin oldukça popüler olan ‘’Erdoğan’a hakaret davasından yargılanması’’ şaşırtıcı bir şey olmayıp, bir gazetecinin Fatih Polat’ın haksız yere yargılanmasını savunması kadar doğal bir şey yoktur.

Öykü Altıntaş ile ilgili SETA şunları söylüyor:

‘’(…) Türkan Saylan ve Hüda Kaya’dan övgüyle bahsettiği görülmektedir. Her ikisi de siyasal iktidar olarak tanımladığı hükümete yönelik çeşitli eleştirilerde bulunmuştur.’’ (syf.36)

Bahsi geçen Hüda Kaya ve Türkan Saylan’a övgüde bulunulması SETA’nın ilgisini oldukça çekmişe benziyor ve SETA devamında bu övgüyle bahsedilen isimlerin hükümete çeşitli eleştirilerde bulunduğunu yazıyor. Buradan çıkan sonuç hükümeti eleştirenler övülemezdir! Öveceksek reisimiz neyimize yetmiyor öyle değil mi? SETA övgüyle ilgili çok araştırma yapmak istiyorsa sabah akşam Erdoğan’ın ‘Dünya lideri olduğunu’ söyleyen, yere göğe sığdıramayan yandaş medya da malzeme daha bol!

Berza Şimşek ile ilgili SETA şunları söylüyor:

‘’BBC Türkçe’nin diğer muhabirleri gibi eleştirel bir bakış açısıyla paylaşımlarda bulunmaktadır. 8 Mart Kadınlar Günü vesilesiyle kadın hakları konusunda paylaşımlara ağırlık vermiştir.’’ (syf.37)

Bu cümlede ‘diğer muhabirler gibi eleştirel bir bakış’ kısmı oldukça önemli ve raporun aslında ne amaçla hazırlandığı da kendini ele veriyor. Raporun hazırlanmasında standart ölçüt basında çalışan muhabirler ve basın yayın organları iktidarı eleştiriyorsa ‘’kötü, şüpheli, tehlikeli’’ eğer eleştirmiyorsa ‘’iyi, güvenilir ve tehlikesiz’’ ölçütü getirilmiştir. Bunun bilimsellikle, tarafsızlıkla veya gerçek bir araştırmayla ilgisi yoktur. Devamında ise 8 Mart ile ilgili yapılan paylaşımın iliştirilmesi kadın haklarının savunulmasına SETA’nın iktidarla ortaklaşan bakışını da yansıtıyor. Görsel olarak ‘Feminist Gündem’ hesabından yapılan oldukça haklı emekçi kadınların Flormar Direnişi kriminal bir şekilde sunuluyor.

Ayşe Sayın’ın MİT Tırları davasından yargılanan Can Dündar ve Erdem Gül gibi isimleri savunması raporda ‘basın özgürlüğünün savunulması’ kapsamında değerlendirilmiyor. MİT tırları olayında yaşananlar Suriye meselesinde Türkiye’nin konumunu ve iktidar savaşında iç kliklerin birbiriyle çatışmasının en bariz örneğiydi.

Selin Girit’in özellikle 15 Temmuz sürecinde ve sonrasında yaşanan işkencelere dair tanıklıkları haberleştirmesi SETA’ya göre bir iddiadan ibaret ancak ufak bir sosyal medya taraması yapıldığında dahi birçok işkence ile ilgili somut verilere ulaşmak mümkündür. Ayrıca işkence konusunda Türkiye’nin karnesini bilmeyen yok, SETA’ya 80 darbesinde yaşananları, 90’lı yıllarda özellikle Kürdistan’da ki uygulamaları hatırlatmak gerekiyor. Çifte standart gereği ABD’nin, İsrail’in işkencehanelerinden bahsetmek SETA’nın hoşuna gidebilir ama o kadar uzağa gitmeye gerek yok Türkiye bu konuda oldukça bol olan örneklere sahip. Halfeti’de yaşananlara bile sadece bakılsa neler yaşanmış olacağı tahmin edilebilir.

Ebru Doğan ile ilgili SETA şunları söylüyor:

‘’Haziran 2017’de açlık grevi yapan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın haberlerini paylaştığı görülmüştür.’’ (syf.43)

KHK ile işlerini kaybetmiş olan bu iki emekçinin, işlerine geri dönmek gibi oldukça açık bir taleple bedenlerini açlığa yatırmasının SETA için hiçbir önemi yok, SETA için önemli olan iktidarın ‘’DHKP-C’li’’ ilan ettiği bu iki ismin haklı davasında yer alanların da ‘’terörist’’ olarak suçlu görülmesidir. Raporda bu ayrıntının düşülmesi, Nuriye ve Semih üzerinden Ebru Doğan’ı benzer bir suçlamanın içine katmak için yapıldığı görülüyor.

SETA; Ortadoğu’yla ilgili kitapları, makaleleri bulunan oldukça önemli bir isim olan Fehim Taştekin için ise ‘’31 Mart 2019 yerel seçimlerini ise daha çok Kürt milliyetçisi partiler perspektifinden değerlendiren yazar AK Parti ve MHP’nin kurduğu ittifakın Kürt partilerini HDP çatısı altında birleştirdiğini söyleyerek “Kürdistan” vurgusu yapmıştır. PKK ile açık bir bağı olan HDP’yi destekleyen bu söylemleri kendisinin siyasi duruşunu ortaya koymaktadır.’’ (syf.49) ifadelerini kullanmıştır. SETA neye dayanarak PKK ile Fehim Taştekin’in bağını kurduğu anlaşılır değildir. HDP ile PKK’nin bağını kuran SETA otomatik olarak tüm HDP’li kesimi klasik söylemle PKK kategorisinde ele almıştır. Ayrıca SETA’nın Kürt ulusal siyasetinde oldukça önemli yeri olan 31 Mart Seçimleri’nde Kürt partilerinin HDP ile birlikte Kürdistani bir ittifakı kurmasının da rahatsızlık verdiği görülüyor.

***

BBC Türkçe bölümünün bitiminde Genel Değerlendirme kısmında SETA şunları söylüyor:

‘’Rapor kapsamında incelenen olaylarda geliştirdiği haber dilinden de anlaşılacağı üzere BBC Türkçe tarafsızlık ve fikir çeşitliliğini göz ardı ederek haber servis etmektedir. (…) Mecranın rapor kapsamında incelenen olaylarda kullandığı haber dilinin tek taraflı olduğu açıkça görülmektedir.’’(syf.48-49)

Raporun hazırlanışı baştan sonra iktidarın medya üzerinde yaratmak istediği hegemonyayı olumlayan bir tarzda sunulması, HDP’li vekillere yönelik ‘terörle bağlantılı’, ‘güvenilmez kaynak’ olarak ifade edilmesi, birçok siyasi olduğu açık olan davalarda AKP ile aynı argümanların türetilmesi SETA’nın BBC’yi tarafsızlıkla suçlamadan önce kendisinin kimin tarafında olduğunun görülmesi gerekiyor.

Raporun Sonuç ve Öneriler Kısmı

SETA yeteri miktarda gazeteciyi ihbar ettikten sonra sonuç kısmında hükümete bir dizi öneriler de bulunuyor uluslararası kuruluşlara ise ‘öneri’ başlığı altında gazetecilik öğretiliyor. AKP iktidarıyla birlikte ‘yükselişte olan bir Türkiye’ profili çizen SETA inceledikleri muhabirler ve çalıştıkları yayın organları için ‘’(…) Türkiye’nin Kemalist sol ve seküler merkez medyasına ait gazeteler etrafında birleştiği görülmüştür. Bu bağlamda adı geçen medya organlarının yayın ilkeleriyle çelişecek şekilde tek sesli bir yayın diline sahip oldukları söylenebilir.’’ (syf.193) diyor. 

SETA konuyla ilgili tek sesliliği araştırmak istiyorsa; Erdoğan konuştuğunda bütün yayınların kesilip onun konuşmasının ekranlardan verilmesine, yandaş gazetelerin aynı manşetle defalarca yayın yapmış olmasına bakarak daha iyi ‘tek seslilik’ görebilir. İlkelerle çelişme konusunda ise yandaş medya yine iyi bir inceleme konusudur, uydurma haberler, nefret dili, insanları kutuplaştırma, hedef gösterme hepsi bolca mevcut. Bunların yayın ilkeleriyle çelişmeyip tutarlı olduğunu mu düşünüyor SETA vakfı?

SETA’nın uluslararası medya kuruluşlarına yönelik önerilerinde öne çıkanlar şu şekilde:

– Teksesli olmayın \ SETA uluslararası medyaya bunu önermek yerine önce yandaş medyadan başlasın çok uzağa gitmeye gerek yok. Açıp bakalım televizyonlara, gazetelere tek sesli olan, AKP’nin ve Erdoğan’ın her dediğini olumlu bir şekilde manşetlere taşıyan, muhalefete ise sabah akşam hakaret edip küfürler yağdıran AKİT gibi gazetelere önermelisiniz bu teksesli olmayın önerisini.

-Yandaş muhabirler, yazarlar işe alın \ SETA açıkça sözde tek sesliliğin kırılması adı altında esasında bir parça özgür kalabilmiş, kendini ifade etme şansı olan uluslararası medya kuruluşlarına da yandaş kalemlerin, muhabirlerin doldurulması gerektiğini öneriyor.

SETA’nın önerileri arasında ihbarcılığın devam etmesi, medyaya sürekli olarak müdahale edilip kontrol altına alınabilmesi için ‘’takip ve raporlama oluşumu’’ kurulması da bulunuyor. Yani bir nevi güvenlik soruşturmasının oluşturulabileceği iktidarını aleyhine haber yapılıyor mu yapılmıyor mu, iktidar eleştiriliyor mu eleştirilmiyor mu bunların denetlenebileceği bir kurul gerekiyormuş.

Ayrıca bu oluşumun kurulması noktasında SETA adeta ‘’ bak raporlar hazırlayıp bu işin nasıl yapılacağını gösterdik bu işi bize ver reis’’ der gibi görünüyor, SETA’nın maddi beklentisini ifade eden cümleler şu şekilde:

‘’ Medyanın tabiatı gereği oluşumun devlet tarafından kurulması isabetli olmayacaktır. Sivil toplumun kuracağı bu oluşum desteklenmeli ve teşvik edilmelidir.’’ (syf.197)

Bu cümleleri okurken SETA’nın ABD’ şubesinin Ankara’dan 1 Milyon 125 Bin dolar bağış aldığını da eklemek gerekiyor.

Raporun linki: https://setav.org/assets/uploads/2019/07/R143Tr.pdf

07.07.2019

Hakkında Yaşar KAZICI

Bu habere de bakabilirsiniz.

YENİ DÖNEMİN BAŞROL OYUNCULARI NEO KEMALİSTLER!

Türkiye’deki durum o kadar benzersiz ki demokrasi ve diğer bütün insani kavramlar ele alınırken problemler …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir